LOHUSALIK DÖNEMİ NEDİR?

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Lohusalık, postpartum ya da puerperiyum dönemi olarak da adlandırılmakta; gebelik ve doğum dönemindeki fiziksel, psikolojik değişikliklerin eski halini alması sürecidir. Bu süreç plesanta(eş) ve zarlarının da atılmasıyla birlikte başlayan ve yaklaşık 6 hafta süren bir dönemdir.

Doğumdan sonraki ilk haftalarda özellikle ilk 10 günlük dönemde anne ve bebek izleminde daha dikkatli davranmak gerekmektedir. Lohusalığın sonuna kadar anneye destek olunmalı ve bu günlerini rahat geçirmesini sağlamak ebeveyn olmanın içinde yer almaktadır.

Bu dönemde vücudumuzda gerçekleşecek olan değişimler nelerdir?

  1. Uterusun(rahim) İnvolüsyonu: Uterus hızla küçülerek eski haline dönmeye başlar. Doğumdan sonraki dönemde ebe tarafından sıkça kanama kontrolü ve uterus kontrolü yapılır. Zarar verecek ya da canınızı yakacak bir uygulama değildir ve tamamen sizin sağlığınız için uygulanır. Uterus masajını doğumdan sonra sizde yapabilirsiniz.
  2. Loşia: Doğumdan sonra uterus içindeki dokular bir miktar kan ile vücut dışına atılmaktadır.

Loşia rubra: İlk 1-5 gün sürer.

Loşia alba: Sonraki 5-10. günde görülür.

Loşia seroza: 10. günden sonra görülen akıntıdır.

Bu dönemde sıralama bu şekilde olmalı gün geçtikçe azalmalıdır.  Sıralamada değişiklik örneğin 11. günde kırmızı renkte kanamanın olmaması gerekir böyle bir durumda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Vagina: Doğumda fetüsün geçişi nedeniyle gerilmiş durumdadır. Doğumdan sonra ödemli ve çok sayıda küçük yırtıklar olabilir. Gebelik öncesi şeklini ve büyüklüğünü alması 6 haftayı bulmaktadır.

Perine: Doğumun ikinci evresinde, fetal başın baskısı, inişi, rotasyonu ve doğum kanalında ilerleyişi nedeniyle pelvik taban kasları gerilir. çoğu annede perine bölgesi ödemli olabilir. Doğum esnasında epizyotomi kesisi açılmış ise dikiş yerlerinin bakımına dikkat edilmelidir ve bölgenin kuru tutulması gerekmektedir. Dikiş olan tarafa oturulmamalı ve bu dönemde kabız olmamaya özen gösterilmelidir.

Kilo kaybı: Doğum esnasında fetüs ağırlığı, plasenta, amniyotik sıvı ve kanama nedeniyle 4.5-5.5 kg verilir.  Gebelikte oluşan yağ dokusu doğumda ve emzirme sürecinde enerji gereksinimi nedeniyle gereklidir ve kilo kaybı yavaş olur. Doğumda alınan kilo 6 ay içinde verilir bazen bu süre yıla kadar da uzamaktadır. Bu dönemde beslenme çok önemlidir.

Cilt yapısı: Doğumdan sonra düşen hormon seviyeleri cildin aşama aşama eski halini dönmesini sağlar.

Üriner sistem: Böbrekler doğumdan sonra 4-6 hafta kadar sürede eski haline dönmektedir. Doğumdan sonra mesane kapasitesi artar, sıvı basıncına duyarlılık azalır.

 

Hemşire ve Ebelere Yönelik Kadın Sağlığı ve Hastalıkları kitabından yararlanılmıştır.

 

243 total views, no views today

DOĞUM NEDİR VE BELİRTİLERİ NELERDİR?

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Gebelik ve doğum süreci doğal bir olaydır. Gebeliğin oluşması bilen vücut doğumu da doğal bir süreçte gerçekleştirir. En önemli nokta bu dönemde ruhsal ve bedenen yönden doğal sürece hazır olmaktır.

Doğum Eylemi Nedir?

Son adet tarihinden 38-42 hafta sonra gebelik ürünü olan fetüs(bebek)  ve plasentanın(eş) uterustan(rahim) dış ortama çıktığı bir süreçtir.

Doğum eylemi belirtilerini biliyor muyuz peki?

  1. Hafifleme: Bebek pelvis girimine yerleşmeye başladığında meydana gelen durumdur. Bacak krampları ve ağrılarda artış olur. Vajinal akıntı da artış gözlenir. Pelvik basıncın artması da gözlenir.
  2. Braxton Hicks Kontraksiyonları(Yalancı Doğum Ağrıları): Gebelik boyunca devam eden bu kasılmalar; doğum başlamadan önce karın ve kasıkta yoğunlaşır. Bu kasılmaların düzenli ve devamlı olması belirtilerden bir diğeridir.
  3. Servikal Değişiklikler: Gebeliğin başlangıcında serviks(rahim ağzı) katı ve sağlamdır. Doğumun yaklaşmasıyla kollejen lifler yıkılmaya başlar ve servikste yumuşama gözlenir.
  4. Nişan: Gebelikte servikal sekresyonlar(mukus tıkaç olarak adlandırılan) bariyer oluşturmak için servikste toplanır. Serviksin yumuşamasıyla az miktarda kanla birlikte tıkaç akıntı şeklinde atılır. Bu belirti doğumun 24-48 saat içinde gerçekleşeceğinin habercisidir.
  5. Membran Rüptürü: Doğumdan önce amniyotik kesede rüptür(yırtılma) gerçekleşir. Rüptür gelişen gebelerin %80 i 24 saat içinde doğumu gerçekleşir. Doğum eylemi başlayan gebede rüptür olmaz ise doğum eylemini takip eden ebe tarafından uygun servikal efasman görüldüğünde amniyotik kese açılır.
  6. Diğer belirtilere baktığımızda değişen hormon düzeyleri nedeniyle 1-3 kg kayıp, diyare, kabızlık gibi durumlar görülebilir.

Doğum eylemi kadın vücudunun gerçekleştirdiği doğal bir durumdur. Uygun zamanda, uygun şartlarda doğumu bilerek, hissederek, anlayarak gerçekleştirmek her kadının hakkıdır.

 

186 total views, no views today

YENİ BAŞLANGIÇLAR…

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Her yaşamın bir hikayesi vardır. Peki biz bu hikayenin neresindeyiz? Bizi tesadüflerle başlayan  hikayesine almak istemişti ve şimdi hep birlikte burdayız.

Bu hikayenin kahramanı çokça mutluluk getirmişti. Annesinin tedavi döneminde bir mucizeye sahip olacağını öğrenmesi onu havalara uçurmuştu. Heyecanlı bekleyiş başlamıştı ve hamilelik süreci rahat geçiyordu. Ta ki   28. haftasının  akşamında  hafif sancıları başlamıştı; fakat çok şiddetli olmamakla beraber erken olduğu için çok önemsememiştim demişti annesi.

Anneler hep güçlüdür tıpkı kahramanımızın annesi gibi sabaha kadar evde sancıları rahat bir şekilde karşılamış ve daha çok sıklaşmaya başlayınca hastaneye gitmeye karar vermişti.

Annesi anlatıyordu: ‘ Minik mucizemizin dayanamayıp geldiğini o anda anladık acil olarak doğuma alındık ve saat 16:35’te girdiğimiz normal doğumdan 16:45’te çıktık. Bebeğimiz 28. Haftasında 1390 gr olarak dünyaya gözlerini açtı. Bebeğimin olduğunu bile anlayamadan daha çok küçük olduğu için yenidoğan yoğun bakım ünitesine alındı. İlk günler o kadar zordu ki anlatamam. Saat 13:00-14:00 arası görmek sadece bebeğime dokunmadan , kucağımıza alamadan , emzirmeden çok zordu. Vücudundaki bir sürü iğne ve oradaki makineler bizi çok korkutmuştu. Ama orada olması büyük bir şanstı aslında. Doktorumuz ve  hemşireler  çok iyi ilgileniyordu bebeğimizle. ‘

‘İlk hafta bebeğimiz kilo kaybetti. O hafta bizde de hep ağlamakla geçmişti.İkinci haftamıza kilo almasıyla başladık. O gün sevinirken bir yandan da içimizde korku o hafta çok önemli olup enfeksiyon kapmaması gerekiyormuş. Ama bizim kızımız güçlüydü. Bir gün hemşiremiz dokunabilirsiniz dedi ve ilk defa Anneler Günü’nde dokundum. En büyük hediye bu oldu bana. Artık kızım gün geçtikçe büyüyordu her gün dokunuyordum. Mucizemi  kucağıma alabileceğimi, emzirebileceğimi söylediklerinde havalara uçuyordum sanki. Kilosu her gün artıyordu 1465 gr olmuştu.  Her gün koşarak gittiğim yere sanki uçarak gidiyordum her gün kilosu biraz daha artıyor, her gün daha çok iyiye gidiyorduk. Dokunuş, bakış ve ilk temaslarımız bizim için umut, sevinç, mutluluğa dönüşmüştü.’

Umut kelimesi her insan için farklı bir anlam taşımakta. Onlar içinde öyleydi; zorlu bir süreçten geçtiler, en sonuna kadar inandılar ve güvendiler. Şimdi onları yaramazlıkların başladığı günler bekliyor…

Ailesinden izin alınmıştır.Değiştirilmesi ve izinsiz paylaşılması yasaktır.

 

493 total views, 3 views today

GEBELİK DÖNEMİNDE EGZERSİZ

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Gebelik döneminde yapılan düzenli egzersiz programı gebenin kendini daha sağlıklı ve iyi hissetmesine yardımcı olur.

Gebelikte Egzersizin Yararları Egzersizin potansiyel yararları şunlardır:

  • Dolaşım ve sindirim işlevlerini düzenler,
  • Annenin kilo kontrolünü sağlar,
  • Dayanıklılık ve kuvvetin artırılmasına yardımcı olur,
  • Doğum için gereken kas aktivitesini destekler,
  • Doğum sırasındaki olası sorunların azaltılmasını sağlar,
  • Doğumu kısaltmaya yönelik potansiyelin geliştirilmesine yardımcı olur,
  • Gebelik diyabeti (şeker) olasılığının önlenmesinde önemlidir,
  • Doğum sonrası iyileşmeyi hızlandırır.

Egzersizin sakıncalı olabileceği durumlar:

  • Kalp- damar, solunum, böbrek ve tiroid hastalıkları
  • Şeker hastalığı (kontrol edilemeyen tip1 diyabet)
  • Düşük, prematüre doğum (erken doğum), fetal büyüme geriliği (anne karnındaki bebekte büyüme geriliği) ve servikal yetmezlik (rahim ağzı yetmezliği) öyküsü
  • Hipertansiyon (yüksek tansiyon), vajinal kanama, fetal (bebek) hareketlerin azalması, anemi (kansızlık), makatla geliş, plasenta previa (bebe- ğin eşinin aşağıda olması) (American College of Obstetricians and Gynaecologists (ACOG) 2002).

Egzersiz Tipi (Aktivite Seçimi)

Şimdiye kadar yapılan çalışmalar gebelikte en güvenli egzersiz tipinin sabit bisiklet ve yüzme olduğunu göstermiştir.

1-Güvenli Aktiviteler

Yüzme: Özellikle su içinde yapılan egzersizler oldukça yararlıdır ve giderek daha fazla ilgi görmektedir. Suyun kaldırma kuvvetinin gebelikte vücut ağırlığındaki artışı maskelemesi, yaralanma riskinin su içinde minimal olması, karada yapılan egzersizlere oranla vücut ısısının dağıtımının daha kolay olması ve fetal hiperteminin (anne karnındaki bebeğin ısısının aşırı yükselmesi) önlenmesi gibi avantajlarından dolayı su içi egzersizleri kuvvetle savunulmaktadır. Ancak suyun sıcaklığının annenin deri sıcaklı- ğından önemli ölçüde düşük olması şarttır.

Yürüme : Gebelikte en çok tercih edilen aktivite (%43) yürümedir. Düzenli yürümenin annenin iyilik duygusunu arttırdığı ve fiziksel yakınmaları azalttığı ileri sürülmektedir. Bununla birlikte bebeğin doğum ağırlığını arttırdığı yolunda çalışma raporları da bulunmaktadır. Maksimum aerobik kapasitenin %55’inde, 20 dakika süreyle ve haftada üç ile beş kez yapılan bir yürüme programının doğum ağırlığı ve plasenta ağırlığını anlamlı ölçü- de arttırdığı, diğer parametreleri ise etkilemediği Clapp tarafından bildirilmiştir.

Pilates veya yoga (gebeliğe uyarlanmış): Bu programlar esneklik, solunum kontrolü ve gevşeme gibi, fiziksel uygunluğun aerobik özellik taşı- mayan elemanlarından oluşmaktadır.

Egzersize Ne Zaman Son Verilmeli?

Aşağıdaki sorunlarla karşılaşan tüm kadınlar egzersize derhal son verip doktorlarına başvurmalıdırlar:

  • Abdominal (karın) ve pubik (kasık) ağrı, sırt ağrısı
  • Vajinal kanama
  • Nefes darlığı, baş dönmesi, baygınlık, çarpıntı veya taşikardi (kalp hızının aşırı yükselmesi)
  • Yürüme güçlüğü Kadınların çoğu gebelikte kilo aldıkça, yoruldukça ve daha çabuk nefes nefese kaldıkça doğal olarak egzersiz miktarını azaltırlar.

ÖNERİLER

  • Egzersizler sırasında nefes tutmayın.
  • Dengenizi sağladıktan sonra hareketi yapın.
  • Her harekette ıkınmadan kaçının.

 

  1. Akbayrak T. Kaya S. , Gebelik ve Egzersiz, Hacettepe Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü, ANKARA-2008
  2. C. Sağlık Bakanlığı İstanbul il Sağlık Müdürlüğü,Gebelikte Bakım Rehberi
  3. TAŞKIN L. Doğum ve Kadın Sağlığı Hemşireliği, ANKARA-2012
  4. DEMİRCİ H. Normal Gebelik Ders Notları, MANİSA-2013

376 total views, 2 views today

YENİDOĞAN REFLEKSLERİ

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Yenidoğan bir bebekte olması gereken bazı refleksler vardır.Bunlar moro , yakalama , emme , babinksi , adımlama , tonik-boyun , yutma , gallant  refleksidir.

MORO REFLEKSİ

Bu refleks bebeğe çeşitli uyarılar verilerek ortaya çıkarılabilir.Yenidoğan sırt üstü pozisyonda yatırılır. Her iki taraftan yavaşça çekilerek omuzları yukarı kaldırılır ve kollar aniden bırakılarak bebeğin tepkisi gözlenir. Gövdede
ekstansiyon, kollarda ekstansiyon ve abdüksiyon, bunu izleyerek adduksiyon ve fleksiyon olur.

Yaşamın ilk 8 haftasında çok güçlü olan bu refleks, 3–4. aylarda kaybolur. Moro refleksi 28 gestesyonel haftasında belli belirsiz alınabilir.32. haftada yanıt, normal yenidoğan düzeyine ulaşır. Minimal uyarı ile veya spontan olarak moro reaksiyonu gözlenmesi ağır bilateral beyin lezyonu işaretidir. Brakiyal pleksus zedelenmelerinde Moro refleksi tek taraflı alınmayabilir.

YAKALAMA REFLEKSİ

El ayalarını ve ayak tabanlarını hafifçe sıvazlamakla parmaklarda fleksiyon oluşmasıdır. 28. gestasyon haftasında yakalama başlar, 36 haftalık veya daha büyük bebek muayene eden kişinin ellerini sıkıca kavrar ve ellerinden tutularak gövdesi öne doğru kaldırılabilir. İstemli yakalamanın başlamasıyla, iki aydan sonra bu refleks elde kaybolur. Ayakta yakalama refleksi 10. aya kadar devam eder.

EMME REFLEKSİ

Emme refleksi, dudaklara dokunmakla emme hareketinin başlamasıdır. 32 – 34. gebelik haftalarında bebek bu hareketleri düzenleyecek olgunluğa erişmiştir. Bu yaşta arama refleksi (yanağa dokunmakla başın uyarılan tarafa dönmesi ve emme hareketinin başlaması) de alınabilir. Emme refleksi uyanık durumda 4. aya, uykuda 7. aya kadar devam eder.

BABİNSKİ REFLEKSİ

Bu refleks, sert bir obje ile ayak tabanının lateraline, topuktan küçük parmağa ya da ayak başparmağına doğru çapraz bir çizgi çizilmesi ile uyarılır. Tepki olarak, ayak başparmağı dorsafleksiyona gelir ve diğer parmaklar yelpaze gibi açılır. Babinski refleksi 3. ayda kaybolur. Ancak çocuk yürüyüceye kadar da devam edebilir.

 

ADIMLAMA REFLEKSİ

Yenidoğan koltuk altlarından  tutulup, yere doğru bırakıldığında , ayaklarını yere basar , diz ile kalçası fleksiyona geçer ve düz zemine doğru bacaklarını hareket ettirir.Bu refleks genellikle 4. aydan sonra kaybolur.

 

TONİK-BOYUN REFLEKSİ

Yenidoğan sırtüstü pozisyonda yatarken , başı bir yana döndürüldüğünde , başın döndüğü taraftaki kol ve bacaklar ekstansiyona, diğer taraftaki kol ve bacaklar fleksiyona geçer.Bu refleks genellikle 3. ve 4. ayda azalsa da bazı çocuklarda uyku esnasında bu pozisyon 2-3 yıl sürebilir. Bu refleksin 4 aydan uzun sürmesi serebral palsi hastalığını düşündürebilir.

YUTMA REFLEKSİ

Yenidoğan beslenirken görülür. Bu refleks dilin arka kısmına yiyecek konulması ile uyarılır.Yenidoğan besinini öksürme, kusma ve gaz çıkarma olmaksızın yutabilmelidir. Yutma refleksi spontan bir olaydır ve yaşam boyu devam eder. Nörolojik defektli ve prematüre bebeklerde daha zayıftır.

 

GALLANT REFLEKSİ

Yenidoğan yüzüstü pozisyona getirilir. Bu pozisyonda iken , bir parmakla spinal kordun yaklaşık 5 cm gerisinden, yenidoğanın sırtına sıkça ve hafif hafif aşağı doğru dokunulur.Yenidoğan uyarı verilen tarafa doğru fleksiyona geçerek cevap verir. Bu cevap yaşamın 2. – 3. ayında azalır.

 

1,965 total views, 4 views today

BİR YAŞAMIN BAŞLANGICI

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Yolculuk başlamıştır.Uygun ortam, uygun koşullar…Milyonlarca sperm ovuma ulaşmak için birbiriyle savaşır.Katedilmesi gereken zorlu bir yol ve engeller vardır.Sonunda ovum görülür ve sadece bir sperm başarılı olacaktır

                                                                        .

Ovum ve sperm birleşir.Döllenme gerçekleşmişti ve zigotun(döllenmiş yumurta) uterusa(rahim) ulaşması 7 gün sürer.Bu süreçte zigot bazı değişimler yaşar.Fertilizasyondan(döllenme) 7 gün sonra implantasyon(yerleşme) gerçekleşir.Ovum uygun yeri seçmiş ve yapışarak yerleşmeye başlar.

Gelişimin ikinci haftasında implantasyon tamamlanır.

Gelişimin üçüncü haftasında; beyin, spinal kord ve kalp gelişmeye başlar.Gastrointestinal sistem gelişmeye başlar.Sonradan spinal kordu oluşturacak olan nöral tüp şekillenme başlar.

Dördüncü haftada ; nöral tüp oluşur.Ön beyin belirgin bir büyüme gösterir ve baş kıvrımı gerçekleşir.

Beşinci haftada ise;baş gelişimi diğer bölgelerden daha hızlıdır. Bunun sebebi bu dönemde beyinin hızlı gelişmesidir.Kalp düzenli ritimde atmaya başlar.

Altıncı haftada; akciğer şekillenmeye başlar.Fetal dolaşım yerleşir.Karaciğer kan hücresi üretir.İskelet ilkel yapıda oluşur.Santral sinir sistemi şekillenir.

Yedinci haftada; omurga doğrulur .Meme uçları ve saç folikülleri oluşur.Dirsek ve ayak parmakları görülür.Kol ve bacaklar hareketlidir.Diyafram şekillenir.

Sekizinci haftada; barsak oluşumu görülür.Yüz özellikleri gelişmeye devam eder.Kalbin gelişimi tamamlanır.Embriyo insan görünümünü alır.

9-12.  hafta

Cinsiyetteki farklılaşma devam eder.Tamamı 20 tane olan geçici diş tomurcukları sıralanır.Sindirim sistemi hareketlenme gösterir.İdrar üretimi ve atılımı başlar.12. haftada fetüsün cinsiyeti belirlenebilir.Ekstremiteler uzun ve incedir ve çok iyi şekillenmiştir

                                                        
13-16 hafta 

Çok ince tüyler baş üzerinde gelişir.Kemikler sertleşmeye başlar.Fetüs aktif hareketler yapar.Ağızda emme hareketleri görülür.Amniyon sıvısı yutulur.Fetal hareketler anne tarafında fark edilir.

17-20 hafta

Kaşlar ve saçlar görünür.El ve ayak parmakları üzerinde tırnaklar görülür.Kaslar iyi gelişmiştir. 

                                                          

21-24 hafta

 Kaş ve kirpikler çok şekillenmiştir.Fetüste ellerde kavrama, yakalama ve elleri kaçırma refleksi vardır.Akciğerlerde alveoller şekillenir.Deri yarı saydam ve kırmızı renktedir.Akciğerlerde sürfaktan üretimi başlar.

25-28 hafta

fetüs uzunluğu 38 cm’e ulaşır.Beyin zarı hızla gelişmeye devam eder.Göz kapağı açılır ve kapanır.Sinir sistemi bazı fonksiyonları kontrol eder.Fetüs başı genellikle aşağı pozisyondadır.

                                                      
29-32 hafta

Vücut yağ kütlesinde hızlı bir artış olur.Santral sinir sisteminin vücut fonksiyonlarının kontrolü artmıştır.Ritmik nefes alma hareketleri oluşur.Akciğerler tam olarak olgunlaşmamıştır.Fetüs , demir, kalsiyum ve fosfat depolar.

33-40 hafta

Erkek fetüslerde testisler skrotuma iner.Lanugo tüyleri dökülmeye başlar.Vücut yağ kütlesi artar.Tırnaklar parmak uçlarına kadar uzanır.Erkek ve kız fetüslerde meme tomurcukları vardır.Erkek fetüslerde testisler skrotuma iner.

384 total views, 3 views today

YAŞAMA BİR EBEYLE BAŞLA

Posted Yorum yapın21 - 28 nisan, 5 mayıs, ebeler günü, ebeler haftası, prematüre içinde yayınlandı

İnsanlığın varoluşuyla başlar ebelik.Ve bir ebenin elinde başlar ilk nefesleriniz, ağlamalarınız, hayata tutunmanız…Ebeliğe gönül veren herkesin ebeler haftası kutlu olsun.

Mesleğimizin tarihçesine baktığımızda;Sağlık Bakanlığı’na göre ebe;     ana-çocuk sağlığı hizmetlerini yürüten, doğum öncesi, doğum, sonrası hizmetleri veren,doğum yaptıran 0-6 yaş grubu  çocuk beslenme ve aşıları yapan, aile planlaması, kişisel temizlik kuralları, ilk yardım, bulaşıcı ve sosyal hastalılardan korunma – savaşla ilgili konularda bireye , aileye, topluma sağlık eğitimi veren , doğum, ölüm istatistik verileri toplayan , değerlendiren kamu kuruluşları ile gerekli işbirliğini sağlayan insani  ve ahlaki davranışları ile örnek, sağlık bakanlığınca tescil edilmiş bir okuldan mezun olan  meslek mensubudur.

Dünya Sağlık Örgütü ebeyi;  Gebelik sırasında, doğumda ve doğumdan sonra gerekli bakım ve danışmanlığı sağlamak, normal doğumları kendi sorumluluğunda yaptırmak,  yenidoğanın bakımını, aile planlaması danışmanlığını yapmak üzere eğitilmiş kişi olarak tanımlar.

Uluslararası Ebeler Konfederasyonu’na (ICM)  göre ebe; gebelik, doğum ve doğumsonu dönemde kadının bakımını sağlayan, gerekli tavsiyelerde bulunan, kendi sorumluluğunda doğumu gerçekleştiren, yenidoğanın bakımını sağlayan ve kadın ile işbirliği  içinde çalışan,  güvenilir ve sorumluluk sahibi bir profesyoneldir.  Yine ICM ebeyi, sağlık danışmanlığı  ve eğitiminde,  yalnız kadın için değil toplum ve aile için de  önemli bir görev alan bir sağlık  personeli olarak görür. Bu görev, antenatal eğitim ve ebeveynliğe hazırlanma,  cinsellik ve üreme sağlığı ve çocuk bakımını içerir.

Ebelik tarihin en eski mesleklerinden biridir.  Yeni bir canlının dünyaya gelmesine yardımcı olmak, doğum ağrısı çeken bir annenin acısını dindirmek ve aileye istek ve özlemle beklenen birinin katılımını  sağlamak ebelerin toplum içinde saygın bir yer edinmesine neden olmuştur.

  • Ebelik insanlığın varoluşu ile başlar.
  • M.Ö. 5000 – resimlerde çömelmiş ıkınan kadınlara ve onlara yardım eden ebe resimleri
    görülmüştür.
  • İncilde ebelerden bahsedilmektedir. ebeliğin kutsal bir meslek olduğu eski mısırda kral
    Pharaol’un ebeler Shifra ve Pua ‘ya emirler verdiği gözlenmektedir. Ayrıca Musa Peygamber
    de ebelerin kutsallığını anlatmaktadır.
  • Kaho’nun da M.Ö. 2000 yılında ebelerden bahsettiği bilinmektedir.
  • Eski Yunan’ da hipokratın bazı doğumlara yardım ettiği bu nedenle de ona “erkek babaanne”
    dendiği bilinmektedir.
  • Efesli Soranus M.S. 98-138 ebelik hakkında yazılar yazmış ders vermiştir. Ebelerde olması
    gereken özelliklerden söz etmiştir. Kitabın adı “GYNAECOLOJY” dir.
  • Yıllarca ebelik anneden kıza geçen, yavaş gelişen bir meslek olmuştur.
  • 15. Yy da Almanya’da ilk ciddi kitap 1513 yılında EUCHARIUST-rhadıo tarafından
    genç kadın ve ebe ROSHENGARTON adı ile yazılmıştır.
  • 1450 de İngiliz ebeler lisanslarını Kardinaller Meclisinden aldılar.
  • 1560 Fransız Kralı 3. Henry ebelik eğitiminde standartları belirledi ve ebelerin sınava girmesini
    sağladı.
  • 1536 –1636 doğum yardımı üzerine ebe Louise Bourgeuis çok önemli yazılar yazmıştır ve
    pek çok yazıda referans olarak gösterilmiştir
  • JEAN LIOBAUT 1649 da Cenovalı ebelere doğumu kolaylaştırmak için Simfisis pubis eklemini
    genişletme yöntemlerini anlatmıştır.
  • 1640 da yazılan PRATICA – OF PHISICK kitabında doğum hızlandırmak için bazı ilaçlardan
    bahsedildi ve Cloroform ebelikte kullanıldı.
  • 1616 da Elizabeth Cellien hastanalerde doğum ve lohusalık bölümü kurdu.
  • 1701 de İngiltere ve Fransa’daki bu gelişmelere paralel gelişmeler Almanya’da da yaşandı.
    JUSKINA SIEGIMUNDIN ebelik üzerine öğrenci-hoca söyleşisi şeklinde bir kitap yazmıştır.
  • Fransa’da 1745 -1810 yılları arasında yaşayan Baudelockue 1775 de “ Doğum Sanatının
    Esasları “kitabını yazmıştır.
  • 1733 de Marie Louise La Chapalle (1769-1821 ) adlı ebelik öğretmeni forseps
    uygulamalarındaki tekniği ile tanınmış 3 ciltlik bir kitap yazmıştır.
  • 1773-1841 Marie – Anne Bouvin bol şekilli bir ebelik kitabı yazmıştır.
  • 1819 da Laennec steteskopu bulmuş ve ilk kez obstetride kullanmıştır.
  • İngiliz Sir J.V.Simphson (1811-1870 ) forseps ve kloroformu obstetriye sokmuş 1857 de
    kraliçe Victoria nın kloroformu resmen kabul etmesiyle ebelik bilimsel anlamda gelişti.

 

Türklerde Ebelik Tarihi

  • Tüklerin her devrinde ve kültüründe ebelik var. Doğuran kadına hizmet eden ebeler Türk

kültüründe çok saygı ve itibar görmüş, iyi yaşamış bir meslek grubu idi

  • Ebelik usta-çırak usulü ile eğitiliyordu.
  • Orta Asya Türklerinde doğuma önem veriliyor, kadınlar güvendikleri ebeler tarafından

doğurtuluyordu. Doğumda kadına yardım eden ebe bir tanrıça  gibiydi.( Umay Ana)

  • Osmanlılarda ebeleri başlıca 3 gruba ayırmak mümkün;

-Saray ebeleri

-Kibar ebeleri

-Halk ebeleri

 

*    Osmanlıda her ebenin bir doğum iskemlesi   (örekesi) vardı.

  • Ebe gebenin yanına gider “ben geldim, merak etme o da gelir Allah kolaylık versin “ derdi.
  • Zorlanınca embriyotomi yapmak gerekirse kanlı ebeler çağrılıyordu.
  • Hekim genelde doğum yaptırmazdı. Fakat doğum bilgisi bilmek zorundaydı. Bu
    bilgileri ebelere öğretmek için “ kabileye buyurasın ki “ diyerek zor durumlarda ne yapılacağı
    anlatılmaktaydı.
  • 1840 yılında tıbbiyede bir meclis kuruldu. Mekteb-i tıbbiye de sınavla  ebeler alınmaya
    başlandı.
  • 1842 yılında 2 yıllık ebelik kursları başlatıldı. Teorik dersleri hekimler pratik bilgileri ebe
    hocalar vermeye başladı.
  • Ebe hocalar ilk zamanlarda Avrupa’dan gelmiş ve orada esaslı ebelik eğitimi görmüşlerdi.
    Daha sonra bu okuldan yetişmiş ebe hanımlar da öğretmenlik yapmışlardır.
  • 1843 yılında kadınlara mahsus olmak üzere Haseki Sultan Darüşşifası açıldı. 1847
    yılında Guraba Hastanesinin de Kadın Hastaları için bir bölüm açıldı.
  • 1880 Doktor Besim Ömer Paşa’nın düzenlemeleriyle kayıt koşulları yeniden düzenlendi.
  • 1892 ylında Besim ömer Paşa ilk doğumevini ( Viladethane) açtı.
  • 1905 de daha gelişmiş ve büyük bir doğumevi olan Kadırga Viladethanesi açıldı.
  • 1909 da askeri ve sivil tıbbiye de 30 yaşından küçük kadınlar ebe okuluna kaydedildi. Ancak
    mezunlar İstanbul dışında çalışmaya gitmediler.
  • 1920 içtimai muavenet vekaleti (Sağlık Bakanlığı) kuruldu. İlk bakan Dr.Adnan Adıvar dı.
  • 1920 İstanbul dışındaki yerlerin ebe ihtiyaçlarını karşılamak için  Kızılay barakalarında
    ilkokul mezunu kızlar 2 yıl süreyle ebelik eğitimi aldılar.
  • 1924 Şişli Çocuk Hastanesi içerisinde Ebe Öğrenim Yurdu parasız yatılı 2 yıl süreli eğitim
    yaptı.
  • Mezunlar zorunlu hizmete tabii tutuldular.
  • 1928 yılında Haydarpaşa Tıp Fakültesinde ebelik okulu ortaokul mezunu kızları ebelik eğitimi
    için almaya başladı.
  • 1928 yılında 1219 sayılı TABABT-İ ŞUABATIN TARZI İCRASINA DAİR KANUN diplomasız
    ebelere doğum yaptırmasını yasakladı. Ebe ihtiyacı arttı.
  • 1933 yılında Tıp Fakültesi Haydarpaşa’dan Beyazıt’a taşınınca doğum kliniği Haseki
    Hastanesine taşındı.Ebelik eğitimi de Haseki Hastanesinde yapılmaya başlandı.
  • 1937 doğumevlerinin bünyesinde köy ebe okulları açıldı.
  • 1943 köy ebelerinin çalışmalarını düzenleyen kanun çıkarıldı. Kanuna göre 6 yıl taşrada
    çalışan ebeler merkezlere gelebilecekti.
  • 1953 yılında Cerrahpaşa Hastanesi içerisinde yapılmaya başlanan bina 1966 yılında bitti
    ve taşınıldı. (Kadın Doğum Kliniği ve Ebe Okulu)
  • 1961-1962 köy ebe okulları doğumevlerinin bünyesinden ayrıldı 3 yıllık düzenli eğitim
    veren kurumsal bilgilerin okulda alındığı uygulamaların doğumevlerinde verildiği bir eğitim
    sistemine geçildi.
  • 1963 sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi hakkında kanun kabul edildi.154 sayılı
    yönerge sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiği bölgelerde hizmetin yürütülmesine ilişkin
    yönerge ebenin ilk defa görev analizini yaptı.
  • 1975 ebe-hemşire programları hazırlandı.
  • 1978 köy ebe okulları kapatıldı.
  • 1978 S.M.L. ebelik bölümleri 4 yıllık olarak eğitime devam etti.
  • 1985-1986 Y.Ö.K. Bakanlık protokolüyle 2 yıllık Sağlık Meslek yüksek Okulları
    öğrenim programları uygulanmaya kondu.
  • 1997-98 eğitim öğretim yılında Sağlık Meslek Yüksek okulları ebelik programları 4 yıllık
    lisans düzeyine çıkarıldı.
  • 2000 yılında İ.Ü. Şişli Sağlık Yüksek okulu kuruldu.

Her yıl 21-28 Nisan Ebeler Haftası ve 5 Mayıs’ta Dünya Ebeler Günü olarak kutlanmaktadır.

632 total views, 1 views today

Fatma Ana Eli Otu

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Fatma ana eli otu;  takip ettiğim bir grupta görmüştüm ve gruptaki gebelerden birisinin doğumu erken başlamıştı ve o henüz fatma ana eli otuna ulaşamamıştı. Bu durumu grupta paylaşan bir gebe ve bunu gören elinde fatma ana eli otu olan başka bir kişi hemen iletişime geçiyorlar ve doğumu başlayan gebe için fatma ana eli otunu doğum dalgalarının başlamasıyla suya koyuyorlar.Peki sonunda ne mi oluyor; doğumunun çok rahat geçtiğini ifade eden mutlu bir anne, birbiri için destek olmuş iki kadın, iki sırdaş…

Fatma Ana Eli Otu Nedir?

Peygamber Efendimizin kızı Hazreti Fatıma tarafından dikildiği rivayet edilen bir bitkidir. Doğum yapan kadınların kolay bir şekilde doğum yapmasına ve çocuk sahibi olmak isteyenlerin, bu bitkinin vesilesi ile çocuk sahibi olacağı düşünülür. Bir çok kişi bu şekilde çocuk sahibi olduğunu söylemektedir.

Fatma Ana Otu Doğumda Nasıl Uygulanır?
Doğuma gidecek olan kadın, sancıları başladığı anda ilk olarak Fatma ana otunu bir miktar  suyun içine koyulur.Bunu kendisi yaparsa iyi olur fakat yapması mümkün değil ise, başka biri de yapabilir.Ardından doğuma gidecek olan kişi bir yudum suyundan içer. Fatma ana otu suyun içinde açılmaya başlar. Bitki açıldıkça kadının rahmi de açılır ve kolay bir doğumu olur. Doğum gerçekleştirdikten sonra bitki sudan çıkarılır ve bitki kurudukça kapanarak eski halini alır. Böylece doğum yapan kadının da rahimi çok hızlı bir şekilde eski halini alır.
Fatma ana otu defalarca aynı maksat için kullanılabilir. Siz faydasını gördüğünüze inanıyorsanız, başkalarının da faydalanması için verebilirsiniz.
kaynak:http://www.ot.gen.tr/fatma-ana-eli-otu.html

5,337 total views, 2 views today