GEBELİKTE İŞ YAŞAMI NASIL OLMALIDIR?

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Çalışan annelerin gebe kalmalarının bir yan etkisi bugüne kadar gösterilememiştir. Ancak bazı fiziksel olarak ağır işler preterm eylem, erken membran rüptürü, fetal gelişim bozuklukları ve gestasyonel hipertansiyon görülme olasılığını %20-60 oranında artırmaktadır.

Yapılan iş aşırı yorğunluğa neden olmamalıdır.Mesai saatleri süresince yeterli dinlenme süreleride sağlanmalıdır.Ayrıca uzun süreli ayakta kalmayı ya da oturmayı gerektiren işler, yorucu işler olarak kabul edilir.Bu durumda, pozisyon değişikliği planlanmalı ya da yorgunluğu azaltmak ve dolaşımı hızlandırmak için düzenli yürüme periyotları sağlamalıdır.

Çalışan annelerin gebelikleri giderek artmaktadır. Bu nedenle çalışan annelerin yasal hakları da düzenlenmiştir. Buna göre hamile bir çalışan kadın doğumuna 8 hafta kala (gebeliğin 32. Haftasında) isterse doğum öncesi iznine başlayabilmektedir. Eğer çalışmaya devam etmek isterse ve gerek kendi, gerekse çocuğunun da buna engel olacak bir sağlık problemi yoksa bu durum hekim raporu ile belgelenmek koşulu ile maksimum doğuma 3 hafta kalıncaya kadar (gebeliğin 37. Haftasına) çalışabilmektedir. Doğumdan sonra ise yasal olarak 8 hafta doğum sonrası izni bulunmaktadır. Eğer doğum öncesi iznini kullanmayıp çalışmasına devam etmişse bu süre doğum sonrası iznine eklenmektedir.

103 total views, 1 views today

GEBELİKTE TATİL, YOLCULUK ve ARAÇ KULLANIMI

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Gebelik dönemi , tatil ya da başka bir nedenle yolculuğun kısıtlanmasını gerektiren bir dönem değildir.Ancak bazı noktalara dikkat edilmelidir:

Yolculuk esnasında yeme düzeni değişir ve gebe dengeli beslenemeyebilir.Ancak gebenin aç kalması , fetusunde aç kalması demektir.Bu nedenle öğün kaçırmamaya dikkat edilmelidir.

Yolculuk esnasında uzun süre oturur pozisyonda kalmak kan dolaşımını rahatlatır.Bu durum özellikle son tremesterda kramplar, yorgunluk ve bel ağrısına neden olabilir.Ayrıca gebelikte uzun süre oturmak venöz trmboz ve tromboflebit riskini attırır.Bu nedenle uzun süreli yolculuklarda ikişer saatlik aralıklarla kalkıp 5 dk dolaşmaya özen gösterilmelidir.

Gebelikte uçak yolculuğu basıncı yayarlanmış kabinlerde gerçekleştiği için güvenlidir.Seyahat öncesi, 28 haftasını bitirmiş olan yolculardan ‘uçakla seyehatında sakınca yoktur’ibaresinin yer aldığı bir doktor raporu istenmektedir

104 total views, 2 views today

GEBELİK DÖNEMİNDE EGZERSİZ

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Gebelik döneminde yapılan düzenli egzersiz programı gebenin kendini daha sağlıklı ve iyi hissetmesine yardımcı olur.

Gebelikte Egzersizin Yararları Egzersizin potansiyel yararları şunlardır:

  • Dolaşım ve sindirim işlevlerini düzenler,
  • Annenin kilo kontrolünü sağlar,
  • Dayanıklılık ve kuvvetin artırılmasına yardımcı olur,
  • Doğum için gereken kas aktivitesini destekler,
  • Doğum sırasındaki olası sorunların azaltılmasını sağlar,
  • Doğumu kısaltmaya yönelik potansiyelin geliştirilmesine yardımcı olur,
  • Gebelik diyabeti (şeker) olasılığının önlenmesinde önemlidir,
  • Doğum sonrası iyileşmeyi hızlandırır.

Egzersizin sakıncalı olabileceği durumlar:

  • Kalp- damar, solunum, böbrek ve tiroid hastalıkları
  • Şeker hastalığı (kontrol edilemeyen tip1 diyabet)
  • Düşük, prematüre doğum (erken doğum), fetal büyüme geriliği (anne karnındaki bebekte büyüme geriliği) ve servikal yetmezlik (rahim ağzı yetmezliği) öyküsü
  • Hipertansiyon (yüksek tansiyon), vajinal kanama, fetal (bebek) hareketlerin azalması, anemi (kansızlık), makatla geliş, plasenta previa (bebe- ğin eşinin aşağıda olması) (American College of Obstetricians and Gynaecologists (ACOG) 2002).

Egzersiz Tipi (Aktivite Seçimi)

Şimdiye kadar yapılan çalışmalar gebelikte en güvenli egzersiz tipinin sabit bisiklet ve yüzme olduğunu göstermiştir.

1-Güvenli Aktiviteler

Yüzme: Özellikle su içinde yapılan egzersizler oldukça yararlıdır ve giderek daha fazla ilgi görmektedir. Suyun kaldırma kuvvetinin gebelikte vücut ağırlığındaki artışı maskelemesi, yaralanma riskinin su içinde minimal olması, karada yapılan egzersizlere oranla vücut ısısının dağıtımının daha kolay olması ve fetal hiperteminin (anne karnındaki bebeğin ısısının aşırı yükselmesi) önlenmesi gibi avantajlarından dolayı su içi egzersizleri kuvvetle savunulmaktadır. Ancak suyun sıcaklığının annenin deri sıcaklı- ğından önemli ölçüde düşük olması şarttır.

Yürüme : Gebelikte en çok tercih edilen aktivite (%43) yürümedir. Düzenli yürümenin annenin iyilik duygusunu arttırdığı ve fiziksel yakınmaları azalttığı ileri sürülmektedir. Bununla birlikte bebeğin doğum ağırlığını arttırdığı yolunda çalışma raporları da bulunmaktadır. Maksimum aerobik kapasitenin %55’inde, 20 dakika süreyle ve haftada üç ile beş kez yapılan bir yürüme programının doğum ağırlığı ve plasenta ağırlığını anlamlı ölçü- de arttırdığı, diğer parametreleri ise etkilemediği Clapp tarafından bildirilmiştir.

Pilates veya yoga (gebeliğe uyarlanmış): Bu programlar esneklik, solunum kontrolü ve gevşeme gibi, fiziksel uygunluğun aerobik özellik taşı- mayan elemanlarından oluşmaktadır.

Egzersize Ne Zaman Son Verilmeli?

Aşağıdaki sorunlarla karşılaşan tüm kadınlar egzersize derhal son verip doktorlarına başvurmalıdırlar:

  • Abdominal (karın) ve pubik (kasık) ağrı, sırt ağrısı
  • Vajinal kanama
  • Nefes darlığı, baş dönmesi, baygınlık, çarpıntı veya taşikardi (kalp hızının aşırı yükselmesi)
  • Yürüme güçlüğü Kadınların çoğu gebelikte kilo aldıkça, yoruldukça ve daha çabuk nefes nefese kaldıkça doğal olarak egzersiz miktarını azaltırlar.

ÖNERİLER

  • Egzersizler sırasında nefes tutmayın.
  • Dengenizi sağladıktan sonra hareketi yapın.
  • Her harekette ıkınmadan kaçının.

 

  1. Akbayrak T. Kaya S. , Gebelik ve Egzersiz, Hacettepe Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü, ANKARA-2008
  2. C. Sağlık Bakanlığı İstanbul il Sağlık Müdürlüğü,Gebelikte Bakım Rehberi
  3. TAŞKIN L. Doğum ve Kadın Sağlığı Hemşireliği, ANKARA-2012
  4. DEMİRCİ H. Normal Gebelik Ders Notları, MANİSA-2013

120 total views, 2 views today

HER YENİ GÜN BİR UMUT…

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

 

Her doğan günle aydınlanır bütün umutlar.Sevinçler, üzüntüler, heyecanlar, mutluluklar…

5 Aralık benim için herşeyden habersiz zaman akarken hüzün ve üzüntü getirirken; şimdi yaşam hikayesini sizinle paylaşacağım minik kahramanımız ve onu bekleyenler için şaşkınlık, sevinçle gelmişti. Annesine kavuşmak için biraz sabırsızlanmıştı belli ki minik kahramanımız. 27 hafta 5 günlük dünyaya gözlerini açmıştı ve artık yaşam savaşı başlamıştı. Evet o çok güçlü bir savaşçıydı. 1400 gramdı doğduğunda. Annesinin yediği ekmekler ve yumurtalar sayesinde 🙂

Anne ve babası hamilelik haberini alınca çok mutlu olmuşlardı.Heyecanlı bekleyiş başlamıştı ikisi içinde. Annesinin merak ettiği duygular vardı: ‘Hamileliğimin  başından beri  hep merak ettim ne zaman midem bulanacak, ne zaman aşereceğim diye. Hiç aşermedim, bu duyguyu hep merak ettim açıkçası. Hamileliğim çok rahat geçti , kendimi hamile gibi hissetmiyordum. Gayet rahat her işimi yapabiliyordum. Bir insan tek seferinde kaç duyguyu aynı anda  yaşayabilir ki? Aklımda bir sürü sorular ; acaba sağlıklı mı cinsiyeti ne, ne zaman kavuşacağım vs…’

Dördüncü aya gelmiştik. Artık daha da iştahı artmıştı annesinin. Ultrasonda görme vaktiydi. Haftasına göre iki hafta önde gidiyordu kilosu gelişimi. Bunun onun için en büyük şansı olacağından habersizdi savaşçımız. Günler geçiyordu yavaş yavaş sabırsız kahramanımız sinyaller vermeye başlamıştı annesine. Annesi anlatıyordu:’Birgün evde otururken belimde ve karnımda ufak ufak ağrılar başlamıştı. Eşim acile gitmemizi istedi ama ben kötü  birşey olduğunu düşünmediğim için gitmek istemedim. İki gün evde ufak ufak ağrılarım olunca doktoruma gittim ve bana erken doğumun olabileceğini söyledi, sancılarım başlamıştı.O an dünya başıma yıkıldı.Çünkü bebeğim daha çok küçüktü tam 27 haftalık.Erken doğum riskine karşı hastanede yatışım yapıldı. Bebeğim küçük olduğu için doğumu ertelemek ve sancıları kesecek ilaçlar verdiler. Bu arada ağrılarım çok arttı, yatakta sancıdan kıvranmaya başladım. Ağrı kesiciler ve ilaçlar en yüksek dozda verilmeye başlandı. Ağrılarım artık çekilmez hale gelmişti. Ben o ağrıları çekmeye razıydım en azından doğumu bir ay daha erteleyebilirsek eğer bebeğin yaşama şansının artacağını düşünüyorduk. 5 gün doğumu erteleyebildik. Sabırsız bebeğim 27 hafta 5 günlük iken dünyaya geldi. Bebeğim küvöz ile başka bir hastanenin yoğun bakımına alındı.Taburcu olduğum gibi bebeğimi görmeye gittim. Doktorumuz güçlü bir bebek olduğunu söylemişti’.

Artık özverili bir bakımın gerekeceği günler başlamıştı bizim için. Günler geçiyordu kimi gün üzülüyor kimi seviniyorduk savaşçımız hızla büyüyordu. Bütün kontrolleri yapılıyordu.Artık kilo alması ve taburcu olacağı günü beklemesi gerekiyordu.

‘Şükürler olsun ki bebeğimin herhangi bir sağlık problemi yok, bebeğimize kavuşmak için kilosunun 2000 gr bulmasını bekliyoruz. Benim küçük meleğim hiç beklemediğimiz bir anda dünyaya geldi. Her gün saat birde bebeğimi koşarak görmeye gidiyorum,onunla konuşuyorum. Bebeğimi görmeye gidince ilk bebeğime sonra kilosunun yazılı olduğu tahtaya bakıyorum. Kilo aldığını görünce çok mutlu oluyorum’ .

 

 

Ailesinden izin alınmıştır.Değiştirilmesi ve izinsiz paylaşılması yasaktır. Müzik: Evgeny Grinko

164 total views, 1 views today

KALP SIZIM ”ANNEM”

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

 

Önce gönül hüzünlenir sonra gözden yaş akarmış…Gözlerinizde yaşlarla dolaşsanız da sokaklarda;  çıkmaz sokaktasınız. Geriye dönüp baktığınızda sevinçler, hüzünler, keşkeler, yaşanamamışlıklar…

Ne kadar saklasam da hislerimi sadece kendim bilirim acımı. Saatler, günler, haftalar, yıllar geçse de acı hep aynı acı olarak kalacak. Biraz alışmışlık hissi, biraz hayat gailesi… Yaşanacak ne çok şey vardı halbuki. Hergün konuştuğumuz günler de yok artık. Bilerek sinirlendirdiğim günler, gülmekten gözümüzden yaşların aktığı o günler, kendimizce kurduğumuz hayaller… Sen bizim en kıymetlimiz, en değerlimizdin. Her zaman bizim için çabaladın kendinden vazgeçtin. Şimdi sensiz kaldık.

Ölüm kime  yakışmıştı ki?  Sana nasıl yakışsın. Çok erken değil miydi daha erken değil miydi?

129 total views, 2 views today

ERKEN GELEN BİR MUCİZE…

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Uzun bir aradan sonra sizleri yeni bir savaşçımızla  tanıştırma vakti. Biraz aceleci davranan 33. haftasında aramıza katılan bir kahramanımız kendisi.

En başından başlayalım bu hikayeye. 7 yaşındaki abisinin kardeş özlemi, anne ve babanın yeni bir nefes isteğiyle kahramanımız başrolde yer alıyor. Hamilelik döneminin ilk ayları annesi için baya zorlu geçmiş. Annesi anlatıyordu: ‘İlk zamanlar biraz zor geçti. İlk önce kese boş dediler. Ama henüz kesede görünmemesi normalmiş. Birkaç gün stresli geçti. Daha sonra rutin doktor kontolleri ve takipleri, mide bulantıları, arada kanamalı bir süreç yaşadım. Bazı ilaçlar kullanmam gerekti’.

Beşinci aydan itibaren rahat bir dönem geçirmeye başlamıştı annesi. Hamilelik güzel gidiyordu. Kontrollerde bebeğin bir sıkıntısının olmadığı söyleniyordu. Herşey çok güzeldi bu dönemde. Ta ki bizim yaramaz bebeğimiz:)  annesi bir akşam uykuya daldığında ilk sinyalleri vermeye başladı. Biraz aceleci davranmıştı. Annesi suyunun gelmesiyle hemen hastaneye gitmişti. Sıkı bir takip ve son ana kadar bekleme dönemi başlamıştı artık. Bir hafta boyunca tahliller, kontroller, nst takibi…. Artık daha fazla beklemek istemeyen savaşçımız mücadelesine başlayacaktı. Annesinin doğumu sezeryan doğum ile gerçekleşti. 1990 gr olarak dünyaya gelen kahramanımızın özenli bir bakıma ihtiyacı vardı. Bizim tanışmamızda burda başlıyor kahramanımızla. Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine yatışı yapıldı. Minik bedeni mücadeleye hazırdı. Özverili bir bakım ve izlem başlamıştı onun için. Günler geçiyordu artık beslenmeye başlamıştı.  Abisiyle de tanışmıştı kahramanımız. Abisi ilk gördüğünde hiç hayal ettiğim gibi değil; oyuncak bebek gibi dese de ertesi gün daha da özlemle kardeşine baktı ve onunla ilgili sorular sormaya başladı.

Annesinin derin  duyguları anlatılamazdı:  –Daha onu kucağıma bile alamamıştım, bir anne için en zoru bu olsa gerek. Eve onsuz gelmek daha da zor. Ama günler geçiyor. Bugün 13 gün olmuş onsuz. Dün ilk kez kucağıma aldım. Ne kadar minik ne kadar savunmasız, dünyaya erken gelmenin ürkekliği. Her yerinde serum izleri , hayat mücadelesine  erken başlamanın zorlukları…İnşallah oğlum bugünler geçecek. Sen belki de herkesten güçlü olacaksın. Allah erken mücadeleye başlamanın mükafatını sana verecek. O küçük kalbin , o küçük ellerin hayata daha da sıkı tutunacak belki de…

Ve güzel sona gelmiştik bebeğimiz 2300 gr oldu ve artık eve gidebilirdi. Hayat mücadelende şimdiki gibi güçlü ol.

 

 

 

Bu yazı aileden izin alarak paylaşılmıştır.Kopyalanması yasaktır.

111 total views, 1 views today

GİTTİĞİMİZ YÖN, HEP SENİN BAKTIĞIN YÖN SONSUZA DEK…

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

‘ Eyy! Gözünü, gönlünü sevdiğim…
Kalbin yalnızca kan pompalamadığını,sevgi ile daha da büyüdüğünü milyonlara gösteren Ulu Önder’im!
Prensiplerin,devrimlerin,felsefe ve geometri alanındaki kitapların,Nutuk’un,100 yıl Sonrası için bile Gençliğe Hitabe’deki öngörülerin, ülkene-milletine bağlılığın ile gönülleri fet edenim!
Cebini değil,kalbini doldurunca edindiği zenginliği yeğeleyenim.Sarı saçlı-mavi gözlü Devim.
“Ey” derken; ancak milletine-güvendiği gençlerine seslenen ve insan gibi yaşama hakkını, saygıyı, okuma-yazmayı,barışı ve sevgiyi anlatan Baş Öğretmenim!
Savaşlarda askerinin önünde siper olan Baş Kumandan’ım…
Tek bir askeri şehit oldu diye savaş açan hatırşinasım.
Bizlere en kıymetli hakları, egemenliğimizi-cumhuriyetimizi armağan eden Ve milleti bölmek isteyenlere karşı gelip, onları yenmek için uğraşan kahramanım.
Ben bir Cumhuriyet ferdi olarak kendimi bildim bileli ışığın ile ilerledim yolumda. Senin bana tanıdığın haklara minnetimi kimse köreltemez! Daima kalbimizde yaşayacaksın Atam ilkelerin ve inkılaplarınIa!
Hiç kimse yerini, emanetini silemeyecek!Kirletemeyecek.
Şayet bir an için bile umutsuzluğa kapıldık ise;sen affet! Dimdik nöbette Cumhuriyeti emanet ettiğin tüm millet!!! ‘

                                                                                                                                                             Ersin KARAEVLİ

‘Bağımsızlık benim karakterimdir.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

 ‘Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

 ‘Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

 ‘Egemenlik verilmez, alınır.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

‘Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

‘Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar etmez.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

 ‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

‘Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

‘Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

 ‘Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.’

Mustafa Kemal ATATÜRK

‘Ne mutlu TÜRK’ÜM diyene!’

Mustafa Kemal ATATÜRK

Yazı Ersin KARAEVLİ’nin izni ile paylaşılmıştır.

122 total views, no views today

MEME KANSERİNDE ERKEN TEŞHİS ve TEDAVİ

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Toplumda en çok görülen, en çok sakat bırakan, en çok ölüme neden olan hastalıklar o toplumun en önemli sağlık sorununu oluşturmaktadır. Bu bağlamda meme kanseri, sık görülmesi ve öldürücü olması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur.Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kanser istatistiklerine göre, dünyada en sık görülen kanserler arasında, akciğer kanserinden sonra ikinci sırayı meme kanseri almaktadır. Ancak prognozu iyidir ve ölüm sayısı düşüktür.

Birçok ülkede meme kanserinin yılda % 1-2 oranında artış gösterdiği, her yıl yaklaşık bir milyon kadına yeni tanı konulduğu bildirilmektedir. Diğer taraftan yaşam boyunca her on kadından birinin meme kanseri olma, üçte birinin ise meme kanserinden ölme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu tahmin edilmektedir.

Meme kanserinin bu kadar yaygın olmasına karşın, klinik olarak meme kanserli kadınların ancak %25’inde risk faktörleri tespit edilebilmektedir. Meme kanserine neden olan tek bir faktör bulunmamakta, ileri yaş, kadın olmak, 12 yaşından önce adet görmek, 50 yaşından sonra menapoza girmek, ailede kanser hikayesinin olması, ilk canlı doğumunu 30 yaşından sonra yapmak, biyopsi sayısı gibi birtakım risk faktörlerinin meme kanserine yakalanma ve meme kanseri gelişim sürecini hızlandırdığı bilinmektedir.

Meme kanserinde erken tanı, kanserin tedavisini kolaylaştırmakta ve hastanın yaşam süresini uzatmaktadır. Meme kanserinin erken tanısı ile tedavi başarısı ve prognoz arasındaki önemli ilişkiler dikkat çekmektedir. Son yıllarda özellikle yüksek riskli gruplara yönelik olarak meme kanserinden korunma amaçlı genetik çalışmaların sürdürüldüğü bilinmektedir. Bu nedenle; henüz meme kanserinden birincil korunma önlemlerinin yaygın uygulamalar arasında yer almaması, mortalite oranlarını azaltmada temel strateji olarak erken tanı yoluyla ikincil koruma önlemlerinin önemini ortaya koymaktadır.

1.Meme Anatomisi

Meme, toraks üzerinde ikinci ile altıncı kostalar arasında, sternum ile orta aksiler hat arasında simetrik olarak yer alan bir çift bezdir. Meme dokusunun yaklaşık üçte ikisi pektoralis major kası üzerinde, üçte birlik bölümü ise serratus anterior kası üzerinde bulunmaktadır.

Erişkin sağlıklı bir kadında memeler simetriktir. Memelerin büyüklüğü ve şekli kadının yaşı, genetik yapısı, beslenme durumu, gebelik, laktasyon ve menstruasyon durumuna bağlı olarak değişiklikler gösterir. Memenin şekli ve sertliği yağ dokusunun hacmine bağlıdır.

Meme dıştan içe doğru deri, derialtı yağ dokusu ve meme dokusundan oluşur.Memenin esas glandüler dokusu parankim dokusudur. Diğer destek dokular ise stroma olarak adlandırılan yağ dokusu ve fibröz bağ dokusudur. Memenin yaklaşık %85’i yağ dokusudur. Her bir meme bezi 12-20 lobdan oluşmaktadır.Her lob sekresyon hücrelerinin oluşturduğu 20-40 lobülden, her lobül 10 ile 100 alveolden oluşmaktadır. Loblar, üzüm salkımı görünümünde yapılar olup kendilerine ait bir kanalla meme başına açılır. Çapları areola yakınında 2 mm’yi bulan toplayıcı kanallar (duktus laktiforus) subareolar bölgede 5-8 mm çapında süt sinuslarına (sinus laktiforus) dönüşürler.

Meme dokusu dış yüzeyden meme ucunu yatay ve dikey olarak kesen hayali iki çizgi ile dört kadrana ayrılır. Bunlar üst dış, üst iç, alt dış ve alt iç kadranlar olarak adlandırılırlar.Meme dokusunda bulunan herhangi bir lezyon ya da kitle bu ayrıma göre saat kadranı yönünde tanımlanır.

2.Meme Kanseri Epidemiyolojisi

Meme kanseri dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadınlar arasında en sık görülen kanser türüdür. Mortalite oranları yaşa bağlı olarak artmakla beraber tüm kanserlerin yaklaşık %30’unu ve kansere bağlı ölümlerin %18’ini oluşturmaktadır. Her sene dünya çapında 1.1 milyonun üzerinde kadına meme kanseri teşhisi konulmakta ve 410.000 kadın bu hastalıktan ölmektedir.

3.Dünya’da ve Türkiye’de Meme kanseri Epidemiyolojisi

Dünya’da meme kanserine bağlı mortalite oranları, görülme sıklığında olduğu gibi ülkeden ülkeye değişmekte olup, İngiltere ve Galler’de en yüksek, Japonya ve Tayland’da ise en düşük seviyededir. Avrupa’da kadınlarda meme kanseri mortalitesinin Batı ve Kuzey Avrupa’da   yüksek olduğu belirtilmektedir. Meme kanseri mortalite oranı, gelişmiş olan ülkelerde % 30 (190.000 ölüm/ 636.000 olgu), az gelişmiş ülkelerde ise %43’tür (221.000 ölüm/ 514.000 olgu). Diğer taraftan, meme kanserli hastalarda tüm evrelere göre beş yıllık sağ kalım oranları, gelişmiş ülkelerde % 73 iken, gelişmekte olan ülkelerde % 53 olarak bildirilmektedir.Ülkemizde son verilere göre (2005) meme kanseri yüz binde 16.39 insidans hızıyla tüm kanserler içinde dördüncü sırada ve yüz binde 35.47 oranıyla kadınlar arasında birinci sıradadır. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı’nın 1999, 2000, 2001, 2004, 2005 ve 2006 yılları meme kanseri görülme oranları karşılaştırıldığında sırasıyla; %24.1, %24.96, %25.42, % 34.7, % 35.4, %37.6’lık oran ile kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğu bildirilmekte ve bu verilerin yıllara göre artış eğiliminde olması dikkat çekmektedir. Yıllara göre değişen veriler, kadınların meme kanseri erken tanı/tarama programlarına katılma konusunda duyarlılıklarının arttığını göstermektedir.İzmir’de 1996-2000 yılları arasında yüz binde 31.1 insidans hızıyla meme kanseri ilk sırada yer almaktadır. İzmir KETEM 2005 verilerine göre meme kanseri yüz binde 26.50 insidans hızı ile tüm kanserler içinde dördüncü sırada ve yüz binde 50.07 insidans hızı ile kadınlarda birinci sıradadır.

KETEM 2014 verilerine göre; meme kanseri taramasında 2014 yılı içinde hedef grupta olan toplam 5 600 000 kadının %33,5’ine ulaşılmıştır. Birinci basamakta yapılan meme kanseri taraması 2013 yılına göre 2014 yılında %40 artmıştır. 231 kadınımıza birinci basamak tarama hizmetleri ile büyük çoğunluğu erken evrede meme kanseri teşhisi konulmuştur.

4.Meme Kanseri ve Risk Faktörleri

4.1.Meme kanseri nedir?

Meme kanseri, meme bezlerinin boşaltım kanallarını döşeyen endotel hücrelerinden (duktal karsinom) veya glandüler dokudan (lobüler karsinom) köken almaktadır.

Lobülleri ya da süt kanallarını olusturan hücrelerin kontrolsüz çoğalmalarına “duktal hiperplazi” denir. Daha sonra hücrelerde, hücre çekirdeklerinde değişiklikler başlar. Bu aşama “atipik duktal hiperplazi” olarak bilinir. Zamanla bu hücreler kanser hücrelerine değişim gösterir, ancak bu yalnızca kanalla sınırlı kalır. Bu duruma “in stu karsinom” denir. Daha sonraki aşamada hücreler, o kanalı döşeyen bazal membran denilen tabakanın da dışına çıkarak, “invaziv kanser” özelliğini kazanırlar.Meme kanseri terimini kullanırken kastedilen durum, invaziv kanserdir.İnvaziv meme kanserlerinin yaklaşık %80’i duktal ve %5-10’u lobüler karsinomlardır.

 

4.2.Meme Kanserinde Risk Faktörleri

Bilimsel araştırmalar, “risk faktörü” adı verilen çeşitli etkenlerin, kadınların meme kanseri olma olasılığını arttırdığını göstermektedir.Meme kanseri riskinin olması, kanserin kaçınılmaz olduğu anlamına gelmemektedir. Risk faktörlerinin bilinip tanımlanabilmesi erken tanıyı kolaylaştırmaktadır. Kadınlarda meme kanseri görülme riskini arttıran faktörler şu şekilde sıralanmaktadır:

4.2.1.Cinsiyet: Kadın olmak meme kanseri riski için majör bir faktördür. Meme kanserinin kadınlarda görülen kanser türleri içinde ilk sıralarda yer aldığı çeşitli çalışmalarda belirtilmektedir. Meme kanseri, erkeklerde saptanan tüm organ kanserlerinin %1’inden azını oluşturur.

4.2.2.Yaş: Meme kanserine yakalanma açısından ileri yaşın önemli bir risk faktörü olduğu belirtilmektedir. 2005 yılında ülkemizde yapılan bir çalışmaya göre meme kanserinin ortalama görülme yaşının erkeklerde 61.9, kadınlarda ise 56.1 olduğu tespit edilmiştir.

4.2.3.Irk: Beyaz kadınların Amerikalı Afrikalı kadınlara göre 40 yasından sonra meme kanseri insidansı daha yüksektir. Tam tersine Afrikalı Amerikalı kadınların 40 yaşından önce meme kanseri insidansı daha yüksektir. Diğer ırk/etnik kökenli kadınların meme kanseri insidansı ve ölüm oranı Beyaz veya Amerikalı-Afrikalı kadınlardan daha düşüktür.

4.2.4.Kişisel Meme Kanseri Hikayesi: Daha önceden meme kanseri geçiren ve tedavi olan kadınların diğer memelerinde kanser gelişme olasılığının meme kanseri teşhisi konulmamış kadınlara göre 3-4 kat daha fazla olduğu belirtilmektedir. Bu konuda yapılan bir çalışmada, bir memesinde kanser olan kişilerin diğer memesinde de kanser gelişme oranı erkeklerde %5.5, kadınlarda %4.2 olarak bulunmuştur.

4.2.5.Fertil Çağ Süresi: Erken menarş ve geç menapoz ovülatuar siklus sayısını arttırarak kadınların daha çok östrojene maruz kalmasına neden olmaktadır. Bunun ise, meme kanseri riskini arttırdığı bildirilmektedir. Erken menarş (12 yaşından önce) gören kadınların geç menarş (13 yaşından sonra) gören kadınlara oranla 4 kat daha fazla meme kanseri riski vardır. Menapozun her bir yıl gecikmesi meme kanseri riskini %3 oranında arttırır.

4.2.6.Ailede Meme Kanseri Hikayesi: Meme kanserlerinin yaklaşık %5-10’u kansere kalıtsal yatkınlığı olan kadınlarda oluşmaktadır. Bundan BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyon sorumlu tutulmaktadır. Meme kanserlerinin diğer bir %15-20’sinin, ailesel hastalık öyküsü olmasına rağmen kolayca tanımlanabilen bir kalıtım kalıbı olmayan kadınlarda da oluşmaktadır. Bu kanserlerin genetik ve çevresel etmenlerin bir birleşimi veya henüz tanımlanmamış genlere bağlı olması ihtimal dahilindedir. Genetik faktörler meme kanserlerinin yaklaşık %5’inden, 30 yasından önce tanılanan kadınların %25’inden sorumludur.

4.2.7.Daha Önce Meme Biyopsisi Yapılmış Olması: Hartmann ve ark.’larının Mayo Kliniklerinde 1967-1991 yılları arasında meme kanseri tanısı almış 9087 kadın üzerinde yaptıkları çalışmada atipik hiperplazili kadınlarda ilk biyopsiden 10 yıl sonra aynı memede kanser gelişmiştir. Genç yaşta meme biyopsisi yapılan kadınların ileri yaşta meme biyopsisi yapılan kadınlara göre meme kanseri riski daha fazladır

4.2.8.Bening Meme Hastalığına Sahip Olmak: Bening meme hastalığı meme kanseri için major risk faktörüdür.

4.2.9.Doğurganlık Hikayesi: Doğurganlık arttıkça meme kanseri riski azalmaktadır. Çünkü, hamilelik boyunca yüksek östrojen ve progesteron hormonu seviyeleri meme epitelyumunun gelişmesini sitimüle eder, epitelyel dokunun farklılaşmasını sağlar ve malignant dönüşüme yatkın epitelyel yapıları azaltır.İlk doğum yaşı da meme kanseri riskini etkilemektedir.İlk doğumu erken yaşta yapmak (20 yaşından önce) nullipar kadınlara göre meme kanseri riskini yaklaşık %50 oranında azaltmaktadır.İlk doğumu 30 yaşından sonra olan kadınların meme kanseri riski nullipar kadınlara göre daha fazladır.

4.2.10.Emzirme Hikayesi: Emzirmenin meme kanserinden koruyucu etkisi bilinmektedir. Emzirmenin meme kanserinden koruyucu etkisinde rol alan mekanizmalar, hormonal değişiklikler, östrojen seviyesinin azalması, östrojenin meme salgısıyla memeden uzaklaştırılması, bazı karsinojenlerin (Kolesterol-b-epoksit) süt salgısıyla uzaklaştırılması, meme dokusundaki fiziksel değişiklikler, ovülasyonun gecikmesi olarak sıralanabilir.

4.2.11.Hormon Replasman Tedavisi (HRT) Almak: HRT osteoporozu, kalp krizini ve postmenapozal sikayetleri engellemesi yanında, meme kanseri riskinin artmasına neden olmaktadır

4.2.12.Doğum Kontrol Hapı Kullanılması: Doğum kontrol hapı kullanımı ile meme kanseri arasındaki ilişkinin varlığı uzun süreli tartışmalara neden olmuştur. Her ne kadar bu hapları kullanan kadınlarda meme kanserine yakalanma açısından bir risk artışı olduğu ileri sürülse de, 10 yıl önce doğum kontrol hapı kullanmayı bırakmış olan kadınlarda bu riskin tamamen ortadan kalktığına da işaret edilmektedir.

4.2.13.Alkol Kullanılması: Ulusal Kanser Enstitüsü çalışması alkolün toplam östrojen seviyesini ve memeye bağlanan serbest östradiol miktarını arttırdığını göstermiştir.

4.2.14.Sigara kullanılması: Sigara kullanımı ile meme kanseri arasında ilişki konusu 1960’lı yıllardan beri incelenmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda çelişkili sonuçlar elde edilmekle birlikte, uzun süreli sigara kullanan, ilk miadında gebelikten önce sigara kullanan ve pasif sigara içicisi olan kadınlarda meme kanseri riskini arttırabileceğine dair çalışmalar mevcuttur.

Yukarıdaki maddelere ilave olarak bazı kaynaklarda kişilerin, meme dansitesinin artmasının, postmenapozal kilo alımının , göğüs bölgesine yoğun radyasyon maruziyetinin  meme kanserine yakalanma açısından risk faktörleri olacağına değinilmektedir. Bu açıklamalarda da görüldüğü gibi, meme kanserine neden olan tek bir faktör bulunmamakta, birtakım risk faktörlerinin meme kanserine yakalanma ve meme kanseri gelişim sürecini hızlandırdığı bilinmektedir.

5.Meme Kanseri Belirtileri

Meme kanseri teşhisi konulan hastalar genelde hastalıklarını kendileri bulurlar . Ancak; son zamanlarda rutin olarak kontrole gelen veya başka bir hastalık nedeniyle müracaat eden hastalarda dikkatli yapılan fizik muayene sonucunda, hekimler gittikçe artan bir sıklıkta meme kanseri tespit etmektedir. Meme kanserli hastalarda memede saptanabilen semptom ve bulgular şöyledir:

5.1.Kitle: Kitleler şekil, sınır ve yoğunlukl rına göre değerlendirilmektedir. Oval ve yuvarlak şekilli kitleler genellikle beningdir.İrregüler şekil ise genelde maligniteyi destekleyebilir. Meme kanserli hastaların % 70’ e yakınında ilk bulgu memede çoğu kez ağrısız ve kadın tarafından rastlantı sonucu bulunan bir kitlenin varlığıdır.

5.2.Ağrı: Başlangıçta % 90 ağrısızdır.

5.3.Meme Başı Akıntısı: Meme kanseri görülen kadınların % 10’unda ilk belirti meme başı akıntısıdır. Akıntı tek taraflı ve seröz, kanlı-seröz, kanlı niteliktedir.

5.4.Forgue Belirtisi: Tümör taşıyan göğsün yukarıda dik ve dolgun olmasıdır. Memenin

üst kadranlarındaki kanserlerinde, meme başının kitleye doğru çekilmesiyle olur.

5.5. Meme Üzerindeki Deride Ödem: Tümör hücreleri, Cooper ligamentlerindeki lenf damarlarında ilerleyerek derinin yüzeysel lenf damarlarına ulaşır. Lenfler tıkanır, lenf dolaşımı bozulur ve deride sınırlı ödem oluşur.

5.6.Meme Başında Retraksiyon ve Çökme: Tümörün büyüyüp meme başının tutulması

sonucu oluşur.

5.7.Deride Ülseresyon ve Eritem: Kanserin ileri dönemlerinde tümör hücrelerinin önce

derin fasyaya sonrada M. Pektoralis Majör ve göğüs duvarına ilerlemeleri sonucunda oluşur.

5.8.Lenf Nodüllerinde Büyüme: Tümörün lenf nodüllerine metastazı sonucunda oluşur.

5.9.Kolda Anormal Şişlik: Lenflerin tıkanması sonucunda lenf dolaşımı bozulur ve kolda lenf-ödem oluşur.

6.Meme Kanserinin Erken Tanısı ve Önemi

Sık görülmesi, sıklığının giderek artması, erken evrelerde tedavi edilebilir olması, erken evrelerde günümüz koşullarında tanınmasının olanaklı olması, meme kanserinin önemini artırmaktadır.Kanserin kontrolü ve önlenmesinde, kanser riski altında olanların saptanması ve

erken tanı iki önemli faktördür. Meme kanseri vakalarının birçoğunun engellenemez oluşu nedeniyle, meme kanserinden olan ölümlerin önlenmesi ve memenin alınması ile sonuçlanan ameliyatların azaltılması için meme kanserinin erken dönemde teşhis edilip, tedavi edilmesi en önemli strateji olarak kabul edilmektedir

Tanıda gecikme, hastalığa bağlı semptomların ortaya çıkmasından tanı konulana kadar geçen süreyi tanımlamaktadır. Tanıda gecikmeyi belirleyen etkenlere ilişkin farklılıkların değerlendirildiği bir çalışmada; hastaların cinsiyetlerinin, yaşlarının, medeni durumlarının, mesleklerinin, eşlerinin mesleklerinin, eğitim durumlarının, eşlerinin eğitim durumlarının, ikamet ettikleri yerlerin ve sağlık güvencelerinin sağlandığı kurumların bu süreyi belirleyen etkenler olmadığı saptanmıştır.

7.Meme Kanserinde Erken Tanı Yöntemleri

Meme kanserinin erken tanısında kullanılan üç temel yöntem;

1- Mamografi,

2- Kendi kendine meme muayenesi,

3- Klinik meme muayenesidir.

7.1.Mamografi

Mamografi asemptomatik kadınlarda tarama amaçlı kullanılırken, semptomatik hastalarda tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Mamografik tarama ile sağlanan erken tanı mortaliteyi %20-70 oranında azaltmaktadır. Bu nedenle mamografi meme kanserinin tanısında “altın standart” olarak kabul edilir.

Meme dokusunun yoğun ve radyasyonun zararlı etkilerine daha duyarlı olması ve meme kanseri sıklığının düşük olması nedeniyle mamografi, 40 yaş altında tarama yöntemi olarak kullanılmamaktadır.

Mamografi çekimi sırasında kaliteli görüntü elde etmek için memenin sıkıştırılması gerekmektedir ve bu ağrılı olabilen bir işlemdir. Antalya’da yapılan bir çalışmada, kadınların % 53.5’inin mamografi işlemi sırasında ağrı hissettiği ve işlem öncesi mamografi hakkında kadınları bilgilendirmenin ağrı düzeyinde azalmaya neden olduğu belirtilmektedir.

Mamografi çekimine bağlı ağrı ve kaygı düzeylerini azaltmak için işlem öncesi hasta eğitimi önemlidir. Ağrı beklentisi veya yüksek kaygı düzeyleri, kadınların mamografi tarama programlarına katılmalarını engelleyebilmektedir. Oysa ki tarama programlarının amacına ulaşması için yüksek oranda katılım şarttır.Ülkemizde mamografi merkezlerinin sayıca yetersiz olması, mevcut olanlara kolay erişilememesi ve işlemin maliyeti göz önüne alınırsa mamografi çektiren kadınların genel kadın nüfusuna oranı çok düşük kalmaktadır. Ülkemizde yapılan çalışmalarda kadınların mamografi çektirme oranlarının düşük olduğu belirtilmektedir.

7.2.Kendi Kendine Meme Muayenesi(KKMM)

Meme kanserini tanımada KKMM’nin duyarlılığı % 26-41 arasındadır. Menstruasyondan bir hafta sonra memelerin daha yumuşak olduğu dönem KKMM için en uygun dönemdir. Menapoz ve hamilelik dönemlerinde her ayın ilk günü muayene zamanı olarak planlanabilir. Düzenli KKMM yapmanın temel amacı, kadınların zamanla meme görünümlerine, meme dokusunu ve koltuk altı lenf bezlerini hissetmeye alışmaları ve herhangi bir değişikliği kolayca tanıyabilir hale gelmeleridir.

KKMM için önce bir aynanın karşısında kollar iki yanda iken ayakta durularak her iki meme gözlemlenir. Çekilme, büzülme, çökme, çıkıntı, meme başından akıntı gibi alışılmışın dışında bir bulgu olup olmadığına bakılır. Ayrıca, öne doğru eğilerek, aynadan memelerde bir asimetri olup olmadığı kontrol edilebilir. Daha sonra, gizli kalmış bir şekil ya da kontur değişikliğini açığa çıkarmak için eller basın arkasında birleştirilip öne doğru bastırılarak aynadan meme gözlenir.

Yine aynı amaçla her iki el kuvvetle kalçaya bastırılırken dirsek ve omuzlar öne doğru getirilerek meme gözlenir. Sonra sol kol havaya kaldırılıp sağ elin 2. 3. ve 4. parmaklarıyla sol meme muayene edilir. Parmakların düz kısımları dış konturlardan başlayıp içeriye, meme başına doğru, meme başı ve arkası da dahil olmak üzere, yuvarlaklar çizerek hafifçe bastırılır ve cilt altında ele gelen bir kitle olup olmadığı araştırılır.İlaveten koltuk altıda muayene edilip ele gelen bir kabarıklık olup olmadığına bakılır. Aynı işlem diğer meme için de tekrarlanır.

 

8.Meme Kanserinden Korunma

Bazı risk faktörleri sizin kontrolünüz altındadır.Genel sağlık durumunuzu koruma amaçlı dengeli beslenme, zayıflama veya kilonuzu koruma, sigara içmeme, alkolü sınırlandırma, düzenli egzersiz gibi faaliyetlerde bulunabilirsiniz.Ancak bunlar riskinizi tamamen yok etmez.Bu nedenle meme kanserine yakalanmışsanız bu hiçbir şekilde sizin veya başkasının suçu değildir.Kendinizi suçlu hissetmek veya yanlış olduğunu düşündüğünüz şeyleri veya kişileri suçlamanızın size hiçbir faydası yoktur; tam aksine moralinizi yüksek tutmak tedavinizi de olumlu yönde etkileyecektir.

9.Meme Kanseri Tedavisi

Hastalığın evre belirleme aşamasının ardından tedavi planı yapılmaktadır. Meme kanserinde tedavi yöntemi hastalığın sürecini ve kişide ortaya çıkaracağı yan etkiler nedeniyle kişinin hastalığa uyumunu etkileyeceği için önemlidir. Meme kanserinde cerrahi, radyoterapi ve medikal tedavi (kemoterapi ve hormonoterapi) olmak üzere 3 tedavi yöntemi vardır. Çoğu zaman hastalara birkaç tedavi yöntemi birlikte uygulanabilmektedir. Hangi yöntem ya da yöntemlerin seçileceğini hastanın yaşı ve menopozda olup olmadığı, kanserin özelliği, evresi ve tümörün hormon reseptörleri içerip içermediği gibi pek çok faktör belirlemektedir.

9.1.Cerrahi Tedavi

Meme kanserinde meme koruyucu cerrahi ve mastektomi olmak üzere iki çeşit cerrahi tedavi yapılmaktadır. Birinci grup, memenin tümünün alınmadığı sadece tümörün çıkarıldığı meme koruyucu ameliyatlardır. İkinci grup ise memenin tümünün alınmasını içeren mastektomi ameliyatlarıdır.

9.2.Meme koruyucu ameliyatlar

Günümüzde meme kanseri nedeniyle yapılan ameliyatların yaklaşık 1/3’ünü meme koruyucu ameliyatlar oluşturmaktadır. Meme kanserinde, cerrahi girişim sırasında memenin bütünlüğüne dolayısıyla da, kadın ruh sağlığı ve beden imajının korunması amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Meme koruyucu cerrahide tümör, çevresindeki bir miktar normal doku ile birlikte çıkarılmaktadır.Lumpektomi ve segmentektomi meme koruyucu cerrahinin iki yöntemidir. Her iki yöntemde de koltuk altı lenf nodları alınabilmektedir.

9.3.Mastektomi

Mastektomi, memenin tümüyle çıkarılması ameliyatıdır. Eğer kanser meme dokusunun diğer bölümlerine veya koltuk altı lenf bezlerine yayılmışsa ya da meme dokusu çok küçük olup, meme koruyucu cerrahi sonrası deforme olacaksa mastektomi uygulanmaktadır. Meme kanseri tedavisinde kullanılan mastektomi çeşitleri radikal mastektomi, modifiye radikal mastektomi, simple (total) mastektomi ve parsiyel mastektomi olmak üzere sıralanabilmektedir

9.4.Radyoterapi

Radyoterapi, erken evre meme kanserinin tedavisinde meme koruyucu cerrahiyi tamamlayan bir tedavidir. Meme kanserinde yayılmış bir tümörü küçültmek için mastektomi ameliyatından önce de uygulanabilmektedir. Yakın geçmişteki teknolojik ilerlemeler ve tedaviler radyoterapinin yan etkilerinde büyük oranda azalma sağlamışlardır.

9.5.Medikal tedavi

Meme kanserinde medikal tedavi kemoterapi ve hormonal tedavi olarak iki şekilde yapılmaktadır.

9.6.Kemoterapi

Meme kanserinde tanı koyma aşamasında hastaların ortalama %50’den fazlasında bulunan mikro metastazları yok etmek amacıyla hastalara kemoterapi yapılmaktadır. Koltuk altı lenf nodülleri pozitif olan, uzak metastazı tespit edilemeyen cerrahi, radyoterapi veya her ikisiyle birlikte tedavi edilebilen, evre 2 ve 3’deki hastalarda asıl tedaviye ek olarak kullanılmaktadır.

Kemoterapi tedavisi kişilerde yorgunluk ve iştahsızlık, enerjide azalma ve cinsel ilgide azalma, ağrı, bulantı, baş ağrısı, alopesi ve ağız kuruluğunun yer aldığı fiziksel semptomlar ve kızgınlık, sinirlilik, gelecek hakkında ümitsiz olma, konsantrasyonda güçlük gibi psikolojik semptomlar yaratabilmektedir.

9.7.Hormonal tedavi

Yapılan araştırmalar sonucunda endojen ve eksojen östrojenin meme kanseri gelişiminde önemli rol oynadığı görülmüştür. Östrojen reseptörlerinin bloke edilerek seviyesinin düşürülmesi kanserin büyümesini geriletmesi amaçlanarak östrojen reseptörlerini bloke eden Tamoksifen, meme kanseri tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır ve ideal olarak 5 yıl süreyle günde bir kez kullanılmaktadır.

 

 

KAYNAKLAR 

  • 1.MERMER G. Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Kemalpaşa’da 50-70 yaş arası kadınlarda meme kanseri ve mamografi eğitiminin etkisinin değerlendirilmesi, doktora tezi (İzmir 2010)
  • 2.CANBULUT N. Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı,Sağlık çalışanlarının meme kanseri, kendi kendine meme muayenesi ve mamografiye ilişkin inançlarının incelenmesi,yükseklisans tezi(Erzurum 2006)
  • 3.ÜRKMEZ E. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşrelik AnaBilim Dalı Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Bilim Dalı,Eskişehir’de 40-69 yaş arası kadınlarda gail modeli ile meme kanseri risk taraması, yükseklisans tezi(Eskişehir 2009)
  • 4.IŞIK I. Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Erken evre meme kanseri hastalarında telefonla danışmanlık müdahalesinin etkinliğinin değerlendirilmesi,doktora tezi(İstanbul 2012)
  • 5.AKPINAR Y. Erciyes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Çorum il merkezinde çalışan hekim,hemşire ve ebelerin meme kanseri konusunda bilgi tutum ve davranışları, yükseklisans tezi ( Kayseri 2008)
  • 6.KETEM 2014 Meme Kanseri Tarama Programı
  • 7.KETEM Kanser Türleri

 

Bu yazı Merve Türemen tarafından kaynaklar taranarak bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.

123 total views, 1 views today

GEBELİKTE BESLENMENİN ÖNEMİ

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Beslenme; büyüme ve gelişme, yaşamın sürdürülmesi, sağlığın korunması ve geliştirilmesi için gıdaların tüketilmesidir.

Gebelik, beslenme gereksinimin arttığı özel süreçlerden biridir. Gebelikte beslenme konusu gebelikle birlikte başlamamalıdır. Çünkü bir kadının gebe kalabilmesi, bebeğini gebelik sonuna kadar taşıyabilmesi, doğumdan sonra emzirebilmesi için gebe kalmadan önce düzenli beslenmesi ve sağlıklı olması gerekir.

Son yıllarda yapılan çalışmalar gösteriyor ki gebelik öncesinde , gebelikte ve laktasyon sürecinde beslenmenin önemli bir yeri vardır.Bu dönemde yapılan beslenme yanlışlıkları hem anne hemde bebek için olumsuzluklar yaratmaktadır.İyi bir doğum öncesi beslenme , sadece gebelik sırasında değil , kadının tüm yaşamı boyunca sağlıklı beslenmesiyle sağlanır.

Peki ya ne yapmalıyız? 

BKİ’ne göre gebelikte alınabilecek minimum ve maksimum kilogram aralığını belirlememiz gerekmektedir.

BKİ:kg/(boy)2

BKi’ye göre ağırlık kategorileri Toplam ağırlık kazanımı (kg)
Zayıf (BKİ<20.0) 12.5 – 18.0
Normal (BKİ 20.0-24.9) 11.5 – 16.0
Fazla kilolu (BKI 25.0 – 29.9) 7.0 – 11.5
Obez (BKİ 30 ve üzeri) En az 7.0

Gebelikte Besin İhtiyacı 

Gebelikte bebeğin  büyüme ve gelişmesi, annenin günlük aldığı besinlerin plasenta aracılığıyla bebeğe taşınmasıyla olanaklıdır. Bebek  her koşulda enerji ve besin öğeleri gereksinmelerini annenin depolarından karşılamaktadır.

Proteinler

Proteinler vücudun yapıtaşlarıdır ve fetusun büyüme ve gelişmesi için gereklidirler. Yeterli ve dengeli beslenme ile günlük protein gereksinmesi karşılanabilir. Tüm beslenme ilkeleri için geçerli olan ilke, gebelikte de alınan proteinin % 60’ının biyolojik değeri yüksek besinlerden karşılanmasıdır. Bebeğin büyümesi için gebelik süresince ortalama 950 gram kadar protein depo edilmesi gerekmektedir.

Gebeliğin erken dönemlerinde maruz kalınan protein enerji malnutrisyonunun fetal kayıplara ve malformasyonlara neden olduğu, gebeliğin geç dönemlerinde maruz kalınan malnutrisyonda ise düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğmasına neden olduğu belirtilmektedir .

Yağlar

Kadınların gebelikte yağ asidi ve türevlerine gereksinimleri vardır. Özellikle gebeliğin geç dönemlerinde alınan yağ asidi ve türevleri başta sinir sistemi olmak üzere kalp, damarlar ve gözlerin sağlıklı gelişimi, normal büyüme ve kognitif fonksiyonlar için gereklidir.

GEBELİKTE ARTAN VİTAMİN – MİNERAL GEREKSİNİMLERİ

Vitamin minerallerin yetersiz alımı anne ve bebek  arasında annenin ve çocuğun sağlık durumuna olumsuz etkileri olan biyolojik bir yarışa sebebiyet vermektedir. Gebelik boyunca ve sonrasında vitamin mineral alımının yetersiz olması emziklilik döneminde süt miktarının azalmasına sebep olmaktadır.Gebelikte bazı vitamin ve mineraller de önemli değişiklikler meydana gelmektedir.

Kalsiyum ve fosfor

Kalsiyum ve fosfor, fetal kemiklerin ve dişlerin mineralizasyonunda, enerji üretiminde, hücre yapımında ve asit-baz dengesinin kurulmasında gerekli olan minarellerdir.

Gebelik ve laktasyonda 1200 mg/günlük kalsiyum önerilmektedir.Süt ve süt ürünleri,pekmez,susam,fındık, fıstık vb. , kuru baklagiller ve kurutulmuş meyvelerden temin edilebilir.Kafein kalsiyumun idrarla atılımını artırır.Bu nedenle gebelikte kahve içimi azaltılmalıdır.Kalsiyumun emilmesinde B vitaminin rolü büyüktür.

Fosfor için gebelik ve laktasyonda önerilen miktar günlük 1200 mg’dır.Fosfor ve kalsiyum birbirlerine eşit miktarda alındıklarında emilmleri artar.Fosfor, kalsiyum ve protenden zengin yiyeceklerden , özellikle süt, yumurta ve etten temin edilir.

İyod

İyot eksikliği mental geriliğin önlenebilir bir nedenidir. Eksikliği düşünülen bölgelerde prekonsepsiyonel dönemden gebelik ortasına kadar destek verilmelidir.Iyot gıdalarla, oral veya enjektabl verilebilir.

Magnezyum

Hücre metabolizmasında ve yapısal büyümede temel faktördür.Magnezyum , kemik ve dişlerde kalsiyum ve fosforla birlikte bulunur.Magnezyum eksikliği nöromüsküler disfonksiyona yol açabilir.Magnezyum kaynakları badem, ceviz,fıstık gibi sert kabuklu meyveler , tahıl ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller ve çaydır.

DEMİR

Gebeliğin ilk 4 ayında demir ihtiyacı hafiftir ve ek desteğe gerek yoktur. Daha sonra artan kan hacmi, fetal ve plasental gereksinimler, doğumda ve lohusalık esnasındaki kanamalar demir gereksinimine sebep olur. Demir en çok kırmızı et, ton balığı ve karaciğerde bulunur.

FOLİK ASİT

Folik asit; ıspanak, fındık, kepekli ekmek, yer fıstığı ve karnabaharda bol miktarda bulunur. Yağda eriyen vitamin olduğu için fazla kullanımından sakınılmalıdır. Genetik faktörler ve diyetle yetersiz alım düşük folat düzeylerine sebep olabilir. Düşük folat düzeyleri artmış preterm doğum riski ve kısıtlı fetal büyüme geriliği ile ilişkilidir.

Nöral tüp defektlerinin çoğunluğu günde 400-600 mcg folik asit alımı ile önlenebilir. Folik asit kullanımına konsepsiyondan en az bir ay önce başlanmalı ve konsepsiyondan sonra en az bir ay, mümkünse 12. haftaya kadar devam edilmelidir. Perikonsepsiyonel folik asit desteği nöral tüp defektini (spina bifida, anensefali, ensefalosel) konjenital kalp hastalığını, orofasial yarık riskini azaltmaktadır.

90 total views, 1 views today