Yolculuğa Başlamak İçin Hazır Mısınız?

Bu yolculukta sizi bekleyenleri merak ediyor musunuz?

Başlamak için tıklayın

Kadın Olmanın Gücünü Hissettiniz mi?

Cevabınız Evetse Hoşgeldiniz

Başlamak için tıklayın

Yenidoğan Bakımında Dikkat Edilecek Noktalar

Destek Olma Zamanı

Başlamak için tıklayın

En Güzel Savaşçılarımız;Prematüreler

Yaşamak Direnmektir Diyen Kahramanlarımız...

Başlamak için tıklayın
Merve Türemen

GÜNCEL AŞI TAKVİMİ

Posted 2 YorumGenel içinde yayınlandı

Güncel Aşı Takvimi
Ulusal aşı takvimimizde değişiklik yapılmıştır. Dört doz olarak 2. 4. 6. ve 12. aylarda yapılan KPA(konjuge pnömokok aşısı) aşısı 01.01.2019 tarihinden itibaren doğan bebeklerde 6. aydaki dozu kaldırılarak üç doz olarak yapılmaya başlanmıştır.
🔅Çocukluk dönemi aşı takviminde yer alan aşılara baktığımızda;
🔹Hep-B aşısı:Doğumda, 1. ayda ve 6. ayda olmak üzere 3 doz yapılmaktadır.Hep-B virüsünün neden olduğu hepatit b bulaşıcı sarılığına karşı korur.
🔹 BCG aşısı: 2. ayın sonunda tek seferde açılan ve yapılan bir aşıdır.Verem hastalığına karşı korur. Aşı için gerekli süreyi aşan bebekler ppd testine gönderilerek verem dispanserlerinde aşısı yaptırılmaktadır.
🔹 KPA aşısı:2. 4. ve 12. aylarda olmak üzere 3 doz olarak uygulanmaktadır.Pnömokokal zatürre ve pnömokokal menenjit gibi hastalıklardan korur.
🔹 DaBT-IPA-Hıb(Beşli karma aşı) aşısı:Difteri, boğmaca, tetanoz, polio ve hib menenjitine karşı korur.2. 4. 6. ve 18. aylarda 4 doz olarak uygulanır.
🔹 KKK(Kabakulak, Kızamık, Kızamıkçık) aşısı:12. ayda tek doz olarak yapılan canlı bir aşıdır. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak hastalığına karşı koruyan kombine bir aşıdır.
🔹 OPA(Oral polio) aşısı:Polio (çocuk felci) hastalığından korur.6. ve 18. aylarda yapılan ağıza damlatılan bir aşıdır.
🔹 Hep-A aşısı:Hep-A virüsünün neden olduğu hepatit A bulaşıcı sarılığına karşı korur.18 ve 24. aylarda yapılır.
🔹 Suçiçeği aşısı:12. ayda tek doz olarak yapılan bir canlı aşıdır.Su çiçeği hastalığına karşı korumaktadır.

62 total views, 1 views today

TOPUK KANI NEDİR ve NEDEN ALINIR?

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Yenidoğan bebeklerde alınan topuk kanıyla kalıtsal hastalıkların varlığına bakılmaktadır.

Bakılan bu hastalıklar;
🔹Fenilketonüri: Doğuştan Fenilalanin hidroksilaz enziminin eksikliği sonucu gelişir. Bebek beslenmeye başladıktan sonra, Fenilalanin aminoasidi ve metabolitleri (ara ürünleri) kanda birikerek, beyine geçmesiyle, bazı hasarlar oluşturak, zeka ve nörolojik gelişim geriliğine sebep olabilir. Bu enzim eksikliği de, topuk kanı ile teşhis edilebilir.
🔹Konjenital Hipotiroidizm: Tiroid bezinin yetersiz çalışmasıdır. Yeni doğanda hemen bulgu vermediğinden topuktan alınan kanda, tiroid bezini uyaran hormon (Neonatal TSH) ölçülerek teşhis edilebilir. Böylece bebekte olabilecek bazı beyin hasarlarının önüne geçilmiş olur.
🔹 Biyotinidaz Eksikliği: Biotidinaz enzim eksikliği, kofaktör olarak önemli fonksiyonları olan Biyotin vitamini eksikliğine yol açar. Teşhis gecikir veya kontrol altında tutulmazsa, saç dökülmesi, hipotoni, gelişme geriliği, immün yetmezlik, denge bozukluğu, işitme kaybı ve bazı nörolojik komplikasyonlar ortaya çıkar.
🔹 Galaktozemi: Karaciğer büyümesi, böbrek yetmezliği, bebeklik dönemi kataraktı ve beyin hasarı yapabilen bu hastalık, galaktoz-1-fosfat üridil transferaz (GALT) enzim eksikliği ile oluşur.
🔅Bebeğinizin doğumundan itibaren geçen 24 saat sonrasında ilk kan topuğundan alınır. İkinci kan aile sağlığı merkezinde 3-7. günler arasında bebeğin topuğundan alınarak gerekli merkeze gönderilir. Erken teşhis ile bebeğinizin sağlıklı bir yaşama başlamasını sağlayabilirsiniz.

51 total views, 1 views today

YENİDOĞANDA EXCHANGE TRANSFÜZYON

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Yenidoğanda görülen hiperbilirubinemi sık karşılaşılan bir durum olmasına karşın; günümüzde nörolojik hasara neden olabilmektedir. Yüksek düzeyde seyreden bilirubin değerine uygun tedavi yapıladığında yenidoğana ağır hasarlar vermektedir. Bu nedenle erken tanı ve tedaviye karar vermek önemli bir yere sahiptir.

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalıştığım dönemde subgrup uygunsuzluğu tespit edilen bir bebeğin yaşam savaşında yer aldım. Exchange tranfüzyonu deneyimlerim içerisinde yer aldı. Bebeğimizde uzman hekimimizle birlikte yaptığımız kan değişimi sayesinde hayata tutundu. Hem ailesi için hemde bizim için zorlu geçen günlerdi.  Tedavi sürecini atlattıktan sonra ailesine kavuştu savaşçımız.

Exchange tranfüzyon nasıl yapılır, hangi malzemeler kullanılır ve nelere dikkat etmeliyiz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Gereken Malzemeler;

  • 2 adet serum seti
  • 2 adet kan transfüzyon seti
  • 2 adet üçlü musluk
  • stoper
  • umblikal katater
  • 5-10-20 ml enjektör
  • steril örtü
  • steril eldiven
  • hemogram, biyokimya tüpleri

İşlem uzman hekim, ebe ve hemşire eşliğinde ekip olarak yapılmaktadır. Sterilizasyona dikkat edilmeli, bebek monitörize edilmiş olmalı, bebekte gelişebilecek ani durumlar göz önüne alınarak acil durum ilaç ve gereçleri hazır olmalı, işlem sırasında vital bulgular ve alınan-verilen kan miktarı kayıt altına alınmalıdır.

Bebeğin ekstremiteleri bağlanmalı, göbek çevresi içten dışa doğru temizlenmeli, steril örtü serildikten sonra umblikal katater hekim tarafından takılmalıdır. Daha sonra üçlü musluklar birleştirmiş halde katatere takılır. Her iki musluğunda T ucuna serum setleri yerleştirilir setlerin birisi bebekten alınıp atılacak olan kanı boşaltmak için, diğeri de bebeğe verilecek olan kanı taşımak için kullanılır. İşlem ilk önce bebekten kan alınır ve boşaltılır. Bebeğe verilecek olan kan enjektöre çekilir ve yavaş bir şekilde bebeğe verilir işlem bu şekilde verilecek olan kan bitinceye kadar tekrarlanır. En son kan verildikten sonra laboratuvar testlerini tekrarlamak için bir miktar kan alınır ve işlem sonlanır.

Aşağıda eklediğim linkte de bir exchange transfüzyon örneği çok güzel anlatılmış yararlı olması dileğiyle…

https://www.youtube.com/watch?v=42xzmYqkjB4

 

42 total views, 1 views today

YENİDOĞAN SARILIĞI VE BELİRTİLERİ

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Yenidoğan sarılığı; prematüre bebeklerin %80’inde ve miadında doğan bebeklerin %60’ında, genellikle doğumdan sonraki ilk 2-4. günlerde ortaya çıkmakta ve 1-2 hafta sonra kendiliğinden geçmektedir. Cildin ve skleranın sarı renk alması artan indirekt bilirubinin sonucudur.

Hiperbilirubinemi artan bilirubin üretimi ve bilirubin atalımının az olmasında görülür. Hiperbilirubinemi yenidoğanda sık görülen bir durumdur ve ilk 24 saatten sonra yükselir.

Sarılığın nedenleri;

  • G6PD(Glukoz-6 fosfat dehidrogez) eksikliği
  • ABO/Rh uyuşmazlığı
  • Hemoglobinopatiler
  • Anne sütü
  • Hipotiroidizm
  • galaktozemi
  • Enfeksiyon
  • Safra atrezi
  • Kistik fibrozis

24 saatten sonra oluşan fizyolojik sarılık için annelere ve anne adaylarına söyleyeceğim önemli nokta bebeğinizin emdiğinden anne sütü aldığından emin olmalısınız. İlk günler sütün az olması, sizin yorgun olmanız, anneliğe adaptasyon sürecinde farkına varamamış olabilirsiniz. Anne sütü emzirdikçe artacak, siz emzirdikçe yorgunluğunuz gidecek ve bebeğinizle bağınız kopmayacaktır. Anne sütünün bilirubin değerini düşürmede etkisinin olduğunu kesinlikle unutmamalısınız.

33 total views, 1 views today

RAHİM AĞZI (SERVİKS) KANSERİ FARKINDALIK AYI

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Rahim ağzı kanseri; dünyada kadınlarda meme kanseri ve kalın bağırsak kanserinden sonra üçüncü sıklıkta görülürken, ülkemizde dokuzuncu sıradadır. Rahim ağzı kanseri, nedeni tamamen aydınlatılmış bir kanser olup önlenebilir bir hastalıktır.

Rahim ağzı kanseri için risk faktörleri: 

  • Human PapillomaVirus (HPV) enfeksiyonu
  • Erken yaşta (16 yaştan önce) cinsel ilişki
  • Çok eşlilik
  • Sigara içme
  • Sağlıksız beslenme (meyve ve sebzeyi az tüketmek, rahim ağzı kanseri riskini artırır)
  • Çok sayıda doğum yapma
  • Sosyoekonomik düzeyin düşük olması
  • 5 yıldan daha uzun süre doğum kontrol hapı kullanımı

Rahim ağzı kanseri belirtileri: 

HPV enfeksiyonlarının çoğunluğu kendiliğinden düzelir ve belirtilere veya hastalığa neden olmaz. Bununla birlikte, belirli HPV tipleri (çoğunlukla 16 ve 18) ile devam eden enfeksiyon, kanser öncesi lezyonlara neden olabilir. Bu lezyonların bir kısmı rahim ağzı kanserine ilerler, ancak bu ilerleme genellikle uzun yıllar alır. Rahim ağzı kanserinin belirtileri, ancak kanser ileri bir aşamaya geldiğinde ortaya çıkma eğilimindedir. Bu sebeplerden rahim ağzı kanserinde düzenli tarama yaptırmak çok önemlidir.

Rahim ağzı kanserinde aşağıdaki belirtiler görülebilir:

  • Düzensiz adet görmek (düzensiz menstrüasyon)
  • Adet dönemleri arasında veya cinsel ilişki sonrası (vajinal) kanama olması
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı
  • Sırt, bacak veya kadın cinsel organlarının olduğu bölgede ağrı
  • Kötü kokulu vajinal akıntı
  • İdrar yaparken ağrı
  • Tek bacakta şişlik

Tanı:

  • Tarama ve erken teşhis ile tedavisi yüzde yüz mümkün olan rahim ağzı kanseri, günümüzde kanserden ölüm nedenleri arasında çok geride yer almaktadır. Rahim ağzı kanser taramasını düzenli yaptıran bir kadının rahim ağzı kanserinden ölmeyeceğini söylemek mümkündür. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) rahim ağzı kanserinin bütün ülkelerde ülke çapında taranmasını önermektedir.
  • Bugün rahim ağzı kanserinin %99,9’una HPV (Human Papilloma Virus) enfeksiyonunun yol açtığı bilinmektedir. Erken dönemde rahim ağzındaki kanser öncülü değişiklikler HPV-DNA Testi ve PAP Smear Testi ile tespit edilmektedir.
  • Ülkemizde Ulusal kanser tarama standartlarına göre; 30-65 yaş grubundaki her kadın 5 yılda bir HPV-DNA ve Pap smear testi ile taranmaktadır. HPV-DNA testi ve smear alınması son derece basit ve ağrısız işlemlerdir.

Tedavi:

  • Rahim ağzı kanserinde; cerrahi, ışın tedavisi (radyoterapi) ve ilaç tedavisi (kemoterapi) gibi farklı tedavi seçenekleri uygulanmaktadır.

Korunma:

  • Günümüzde HPV’nin en çok kanser yapan tiplerine karşı geliştirilen ve koruyuculuğu yüksek olan aşılar mevcuttur. Dünya Sağlık Örgütü, rahim ağzı kanserine karşı 9-13 yaşlarındaki kız çocuklara aşı yapılmasını önermektedir.
  • 30 yaşından itibaren tarama testlerini düzenli bir şekilde yaptırmak
  • Güvenli cinsel ilişki konusunda eğitim
  • Sigara kullanmamak
  • Sebze ve meyvelerden zengin sağlıklı beslenmek

Rahim Ağzı Kanseri Neden Önemlidir? 

  • Rahim ağzı kanseri önlenebilen bir hastalıktır.
  • Rahim ağzı kanseri erken teşhis edildiğinde %100 tedavi edilebilir.
  • Rahim ağzı kanserinden ölüm tamamen engellenebilir.
  • Düzenli rahim ağzı kanseri taramasından geçen bir kadının, rahim ağzı kanserinden ölmeyeceği söylenebilir.

Ülkemizde rahim ağzı kanseri taramaları ÜCRETSİZ olarak Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM), Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM) ve Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) yapılmaktadır.

kaynak:  https://konyaism.saglik.gov.tr/TR,116243/rahim-agzi-serviks-kanseri-farkindalik-ayi.html

140 total views, no views today

LOHUSALIK DÖNEMİ NEDİR?

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Lohusalık, postpartum ya da puerperiyum dönemi olarak da adlandırılmakta; gebelik ve doğum dönemindeki fiziksel, psikolojik değişikliklerin eski halini alması sürecidir. Bu süreç plesanta(eş) ve zarlarının da atılmasıyla birlikte başlayan ve yaklaşık 6 hafta süren bir dönemdir.

Doğumdan sonraki ilk haftalarda özellikle ilk 10 günlük dönemde anne ve bebek izleminde daha dikkatli davranmak gerekmektedir. Lohusalığın sonuna kadar anneye destek olunmalı ve bu günlerini rahat geçirmesini sağlamak ebeveyn olmanın içinde yer almaktadır.

Bu dönemde vücudumuzda gerçekleşecek olan değişimler nelerdir?

  1. Uterusun(rahim) İnvolüsyonu: Uterus hızla küçülerek eski haline dönmeye başlar. Doğumdan sonraki dönemde ebe tarafından sıkça kanama kontrolü ve uterus kontrolü yapılır. Zarar verecek ya da canınızı yakacak bir uygulama değildir ve tamamen sizin sağlığınız için uygulanır. Uterus masajını doğumdan sonra sizde yapabilirsiniz.
  2. Loşia: Doğumdan sonra uterus içindeki dokular bir miktar kan ile vücut dışına atılmaktadır.

Loşia rubra: İlk 1-5 gün sürer.

Loşia alba: Sonraki 5-10. günde görülür.

Loşia seroza: 10. günden sonra görülen akıntıdır.

Bu dönemde sıralama bu şekilde olmalı gün geçtikçe azalmalıdır.  Sıralamada değişiklik örneğin 11. günde kırmızı renkte kanamanın olmaması gerekir böyle bir durumda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Vagina: Doğumda fetüsün geçişi nedeniyle gerilmiş durumdadır. Doğumdan sonra ödemli ve çok sayıda küçük yırtıklar olabilir. Gebelik öncesi şeklini ve büyüklüğünü alması 6 haftayı bulmaktadır.

Perine: Doğumun ikinci evresinde, fetal başın baskısı, inişi, rotasyonu ve doğum kanalında ilerleyişi nedeniyle pelvik taban kasları gerilir. çoğu annede perine bölgesi ödemli olabilir. Doğum esnasında epizyotomi kesisi açılmış ise dikiş yerlerinin bakımına dikkat edilmelidir ve bölgenin kuru tutulması gerekmektedir. Dikiş olan tarafa oturulmamalı ve bu dönemde kabız olmamaya özen gösterilmelidir.

Kilo kaybı: Doğum esnasında fetüs ağırlığı, plasenta, amniyotik sıvı ve kanama nedeniyle 4.5-5.5 kg verilir.  Gebelikte oluşan yağ dokusu doğumda ve emzirme sürecinde enerji gereksinimi nedeniyle gereklidir ve kilo kaybı yavaş olur. Doğumda alınan kilo 6 ay içinde verilir bazen bu süre yıla kadar da uzamaktadır. Bu dönemde beslenme çok önemlidir.

Cilt yapısı: Doğumdan sonra düşen hormon seviyeleri cildin aşama aşama eski halini dönmesini sağlar.

Üriner sistem: Böbrekler doğumdan sonra 4-6 hafta kadar sürede eski haline dönmektedir. Doğumdan sonra mesane kapasitesi artar, sıvı basıncına duyarlılık azalır.

 

Hemşire ve Ebelere Yönelik Kadın Sağlığı ve Hastalıkları kitabından yararlanılmıştır.

 

156 total views, no views today

DOĞUM NEDİR VE BELİRTİLERİ NELERDİR?

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Gebelik ve doğum süreci doğal bir olaydır. Gebeliğin oluşması bilen vücut doğumu da doğal bir süreçte gerçekleştirir. En önemli nokta bu dönemde ruhsal ve bedenen yönden doğal sürece hazır olmaktır.

Doğum Eylemi Nedir?

Son adet tarihinden 38-42 hafta sonra gebelik ürünü olan fetüs(bebek)  ve plasentanın(eş) uterustan(rahim) dış ortama çıktığı bir süreçtir.

Doğum eylemi belirtilerini biliyor muyuz peki?

  1. Hafifleme: Bebek pelvis girimine yerleşmeye başladığında meydana gelen durumdur. Bacak krampları ve ağrılarda artış olur. Vajinal akıntı da artış gözlenir. Pelvik basıncın artması da gözlenir.
  2. Braxton Hicks Kontraksiyonları(Yalancı Doğum Ağrıları): Gebelik boyunca devam eden bu kasılmalar; doğum başlamadan önce karın ve kasıkta yoğunlaşır. Bu kasılmaların düzenli ve devamlı olması belirtilerden bir diğeridir.
  3. Servikal Değişiklikler: Gebeliğin başlangıcında serviks(rahim ağzı) katı ve sağlamdır. Doğumun yaklaşmasıyla kollejen lifler yıkılmaya başlar ve servikste yumuşama gözlenir.
  4. Nişan: Gebelikte servikal sekresyonlar(mukus tıkaç olarak adlandırılan) bariyer oluşturmak için servikste toplanır. Serviksin yumuşamasıyla az miktarda kanla birlikte tıkaç akıntı şeklinde atılır. Bu belirti doğumun 24-48 saat içinde gerçekleşeceğinin habercisidir.
  5. Membran Rüptürü: Doğumdan önce amniyotik kesede rüptür(yırtılma) gerçekleşir. Rüptür gelişen gebelerin %80 i 24 saat içinde doğumu gerçekleşir. Doğum eylemi başlayan gebede rüptür olmaz ise doğum eylemini takip eden ebe tarafından uygun servikal efasman görüldüğünde amniyotik kese açılır.
  6. Diğer belirtilere baktığımızda değişen hormon düzeyleri nedeniyle 1-3 kg kayıp, diyare, kabızlık gibi durumlar görülebilir.

Doğum eylemi kadın vücudunun gerçekleştirdiği doğal bir durumdur. Uygun zamanda, uygun şartlarda doğumu bilerek, hissederek, anlayarak gerçekleştirmek her kadının hakkıdır.

 

135 total views, no views today

AŞI SONRASI İSTENMEYEN ETKİLER

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Aşılama enfeksiyon hastalıklarından korunma yanında, enfeksiyon hastalıkları nedeniyle oluşan sakatlıkların yada ölümlerin azaltılmasında da önemli role sahiptir. Aşılar da ilaçlar gibi birer tıbbi üründür ve tüm ilaçlar gibi bazı yan etkileri olabilmektedir.

Aşı sonrası gelişen istenmeyen etkiler kısmen sık görülen hafif yan etkiler ve çok nadir görülen ciddi yan etkiler olarak sınıflandırılabilir.

Sıkça görülen hafif yan etkiler şunlardır;

  1. Enjeksiyon (iğne) yerinde ağrı, şişlik ve kızarıklık gelişmesi, tüm aşılardan sonra değişen oranlarda (%5-60) gözlenebilir. Özellikle tetanoz aşısının tekrarlayan dozlarında bu reaksiyon daha sık gözlenmektedir. Bulgular genellikle 24-48 saat içinde kendiliğinden düzelmektedir. Şikayetleri rahatlatmak için enjeksiyon yerine soğuk uygulama ve ağrı kesici olarak parasetamol alımı önerilmektedir.Diğer aşılardan farklı olarak BCG aşısı sonrası, bağışıklık sistemin yanıtı ile enjeksiyondan 2-3 hafta sonra başlayan sivilce benzeri şişlik aşı sonrası %90-95 sıklıkla beklenen bir durumdur ve 2-5 ay sonra ciltte iz bırakarak iyileşir.
  2. Ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve iştahsızlık aşılardan sonra görülebilen sistemik belirtilerdir. Farklı aşılarda değişen oranlarda gözlenmektedir. Örneğin ağızdan uygulanan çocuk felci aşısından sonra %1’den az sıklıkta görülürken, beşli karma aşı sonrası, % 20-40 arasında değişen sıklıkta görülmektedir. Bu belirtiler de 48-72 saat içinde kendiliğinden düzelmektedir.
  3. Hepatit A aşısından sonra % 5’ten az sıklıkla ishal ve kusma geliştiği bildirilmiştir. Bu şikayetler genellikle 48 saatten kısa sürede düzelmektedir.
  4. Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısından sonra % 2-5 oranında, genellikle aşıdan sonraki 7-10. günlerde başlayan ve yaklaşık 2 gün süren döküntü görülebilir. Suçiçeği aşısından sonra enjeksiyon yerinde 2 civarı ya da enjeksiyon yerinden farklı yerlerde 3-5 adet suçiçeğine benzer lezyon görülebilir.
  5. Parotit olarak adlandırılan, yanakta bulunan tükürük bezlerinin şişmesi ile seyreden durum kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısından sonra % 1’den az sıklıkta görülebilir. Lenf bezlerinin geçici olarak büyümesi de kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısından sonra çocukların yaklaşık olarak % 5’inde görülmektedir.

Çok nadir görülen ciddi yan etkiler şu şekildedir;

  1. BCG aşısı sonrası lenf bezlerinin enfeksiyonu (bir milyon aşı dozunda 100-1000 vaka), BCG aşısına bağlı kemik enfeksiyonu (bir milyon aşı dozunda 1-700 vaka) ve aşı içindeki bakterinin oluşturduğu yaygın enfeksiyon (bir milyon aşı dozunda iki vaka) bildirilmiştir.
  2. Difteri-boğmaca-tetanoz aşısı sonrası bebeklerde uzun süreli ağlama atağı (bir milyon aşı dozunda 0-4800 vaka bildirilmiştir), ateşli havale (bir milyon aşı dozunda 0-290 vaka bildirilmiştir), solukluk, çevresel uyaranlara cevap vermeme, kaslarda gevşeklik şeklinde görülen hipotonik hiporesponsif atak (bir milyon aşı dozunda 0-470 vaka bildirilmiştir) görülebilir. Ağlama atağı kendiliğinden düzelir, ateşli havale uzun dönemde epilepsi olarak adlandırılan sara hastalığına yol açmaz, iyi seyirli bir durumdur.Hipotonik hiporesponsif atak kendiliğinden geçer ve bu hastalarda uzun dönemde beyin gelişimini etkileyen bir sorun gösterilmemiştir.  
  3. Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısından sonra genellikle iyi seyirli ve kendiliğinden düzelen trombositopeni (kanamayı durduran kan hücrelerinde azalma) tablosu (bir milyon aşı dozunda 33 vaka bildirilmiştir) görülebilir.
  4. Ağızdan uygulanan çocuk felci aşısından sonra aşıda bulunan virüsle paralitik polio hastalığı 700.000 – 3.400.000 aşı dozunda bir vaka olacak şekilde görülebilir. Bu risk daha çok ilk doz çocuk felci aşılamasından sonra söz konusudur. Bu nedenle ağızdan uygulanan çocuk felci aşısı, iğne şeklinde uygulanan çocuk felci aşısı iki doz yapıldıktan sonra verilmektedir.
  5. Anafilaksi (alerjik şok tablosu), aşı içeriklerinden birine karşı ağır alerjisi olan kişilerde çok nadir (bir milyon aşı dozunda 0-1 vaka bildirilmiştir) olarak görülebilen bir durumdur.

Kaynak: https://asi.saglik.gov.tr/genel-bilgiler/26-asinin-bilinen-yan-etkileri.html

201 total views, 2 views today

AŞININ YARARLARI

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Bağışıklama İle Elde Edilen Başarılar

Bağışıklama hizmetlerinde temel amaç; toplumda, özellikle bebek ve çocuklarda aşı ile önlenebilir hastalıkların ortaya çıkışını engellemek, dolayısıyla bu hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin ve sakatlıkların önüne geçmektir. Sağlıkla ilgili kazanımlarının yanı sıra; ekonomik ve sosyal kazanımlar da aşılama programlarının başarısı olarak değerlendirilmelidir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından bağışıklama hizmetleri, aşıyla önlenebilir hastalıkların ve buna bağlı ölümlerin önlenmesi açısından en önemli ve en maliyet etkili toplum sağlığı müdahaleleri arasında kabul edilmektedir.

Yapılan aşılama çalışmaları sonucunda aşı ile önlenebilir hastalık hızlarında ciddi düşüşler yaşanmıştır. Özellikle 1924 -1944 yılları arasında büyük salgınlar ve ölümlere yol açmış olan çiçek hastalığı aşılama çalışmalarıyla 1977 yılından itibaren tamamen yok edilmiştir. Hastalık etkeni yok edildiğinden çiçek aşısı uygulamalarına da ihtiyaç kalmamış ve 1980 yılında ülkemizde ve tüm dünyada aşılama durdurulmuştur.

Yine çok önemli bir çocukluk çağı bulaşıcı hastalığı olan çocuk felci (poliomiyelit) hastalığına karşı dünya genelinde yaygın aşılama çalışmaları yapılmış ve hastalık yok edilme aşamasına getirilmiştir. 1988 yılında dünya genelinde 350.000 olan vaka sayısı 2017 yılında 22 vakaya kadar azaltılmıştır. Ülkemizde son çocuk felci vakası Kasım 1998 yılında görülmüş ve 19 yıldır çocuk felci vakamız bulunmamaktadır. DSÖ tarafından Avrupa Bölgesi Poliodan Arındırılmış Bölge Sertifikası ile belgelendirilmiştir.

Ülkemizde kızamık vaka sayıları 2001 yılında 30.509 iken, etkili kızamık aşılaması sonrası 2017 yılında vaka sayımız 84 ile sınırlı kalmıştır. 2010 yılından itibaren SSPE vakalarında belirgin bir azalma görülmektedir. Bu da 2005 yılından itibaren kızamık aşılama oranlarının artması ve bunun sonucunda kızamık vakalarının azalması ile uyumludur.

Türkiye’de maternal ve neonatal tetanozun elimine edildiği 24 Nisan 2009 tarihinde DSÖ tarafından duyurulmuştur.

2004 yılından bu yana sadece 2011 yılında tek difteri ve ölüm vakamız olup, bu vaka dışında vaka görülmemiştir.

2017 yılında 2’si ölümle sonuçlanan toplam 25 tetanoz vakası görülmüş olup, vakaların tamamı aşısızdır.

Etkin ve kapsayıcılığı yüksek aşılama çalışmalarımız sayesinde aşı ile önlenebilir hastalıklardan hepatit A-B, boğmaca, invaziv bakteriyel hastalıklardan pnömokok ve Hib’e bağlı gelişen menenjit, sepsis ve bakteriyemi, suçiçeği, kabakulak ve kızamıkçık vaka görülme sıklıkları oldukça azalmıştır.

1980-1984 ve 2010-2014 Hastalık Vaka Sayılarının Karşılaştırılması

 

Hastalık Aşılama Öncesi

Vaka Sayısı*

1980-1984

Vaka Sayısı*

2010-2014

Vaka Sayısı*

Azalma Yüzdesi
Difteri 1236

(1932-1936)

173 0,2 100
Boğmaca 10761

(1963-1967)

3619 49 99,5
Tetanoz Bildirimi yapılmamıştır.

(1963-1967)

110 11 90
Çocuk Felci 501

(1958-1962)

159 0 100
Kızamık 50144

(1965-1969)

21224 1689 96,6

*5 yıllık ortalama alınmıştır.

Aşağıda yer alan tabloda uygulanması önerilen aşıların koruyuculukları özetlenmiştir.

Aşıların Koruyuculukları 

Aşı adı Bireysel koruyuculuğu Toplumsal koruyuculuğu
Hepatit B Akut ve kronik hepatit, öldürücü karaciğer yetmezliği, siroz ve karaciğer kanserinden %100 koruyucudur. Toplu yaşam alanlarında (kreş, bakımevi vb) hastalık yayılmasını azaltır.
BCG Tüberküloz menenjit ve yaygın tüberkülozdan ölümü önler. Bağışıklığı güçlendirerek, <5 yaş ölümlerde azalma sağlar.
Difteri Öldürücü difteri hastalığını önler. Difterinin bulaşıcılığı yüksektir. Tek bir vaka ile salgınlara neden olan difteriden korur.
Boğmaca Bebeklerde öldürücü olan, büyük çocuklarda ve yetişkinlerde uzun süreli öksürüğe neden olan boğmaca hastalığından korur. Boğmacanın bulaşıcılığı yüksektir. Tek bir vaka ile salgınlara neden olan boğmacadan korur.
Tetanoz Öldürücü olan tetanoz hastalığından korur.

Gebelere uygulanmasıyla doğumdan sonra yenidoğan bebeğin tetanozunu önler.

Çocuk felci Sakatlık ve ölüme neden olan çocuk felci hastalığından korur. Tek bir çocuk felci vakası bile salgınlara neden olabilir. Su ve besin kaynaklı salgınları önler.
Hib Menenjit ve menenjite bağlı sakatlık ve ölümden korur. Orta kulak iltihabı sayısını azaltarak işitme kaybını önler. Hib hastalığı, kapalı toplumlarda salgına neden olarak ölümlere neden olabilir. Toplumda salgınları önler.
Pnömokok Pnömoni, sepsis, menenjitten ve bunlara bağlı sakatlık ve ölümden korur. Orta kulak iltihabı sayısını azaltarak işitme kaybını önler. Pnömokok hastalığı, kapalı toplumlarda salgına neden olarak ölümlere neden olabilir.

Toplumda salgınları önler.

Kızamık Kızamığa bağlı ishalden, zatürreden ölümleri önler. Beyin iltihabı ve SSPE’den korur. Kızamık, bulaşıcılığı çok yüksek enfeksiyonlardandır. Toplumda salgınları önler.
Kızamıkçık Anne karnındaki bebeklerde sakatlığı önler. Toplumda salgınları önler.
Kabakulak Kabakulağın neden olduğu; beyin ve beyin zarı iltihabını ve testis iltihabına bağlı kısırlığı önler. Toplumda salgınları önler.
Hepatit A Akut hepatit ve öldürücü karaciğer yetmezliğinden korur. Su ve besin kaynaklı salgınları önler.
Suçiçeği Suçiçeği hastalığını önler. Ayrıca, anne karnındaki bebeklerde sakatlığı, beyin ve beyin zarı iltihabını, ileri yaşta gelişebilecek zona hastalığını önler. Toplumda salgınları önler.

kaynak: https://asi.saglik.gov.tr/genel-bilgiler/27-a%C5%9F%C4%B1n%C4%B1n-yararlar%C4%B1.html

158 total views, 1 views today

AŞI TÜRLERİ

Posted Yorum yapınGenel içinde yayınlandı

Aşıların hazırlanmasında kullanılan antijenlerin sınıflandırılmasına dayanılarak isimlendirilen pek çok aşı tipi vardır.

Aşı Tipi Tanımlama
Canlı Aşılar • Canlı aşılar hastalığa neden olan yaban virusun ya da bakterinin laboratuar koşullarında zayıflatılmasıyla üretilir.

• Bu şekilde elde edilen aşıdaki mikroorganizma çoğalma ve bağışıklık yanıtı oluşturma yeteneğine sahiptir.

• Hastalık yapıcı özellikleri ise zayıflatılmıştır.

• Canlı aşılar, bağışıklık sistemi zayıflamış ya da baskılanmış kişilere uygulanmamalıdır.

• Ülkemizde kullanılan canlı aşılar BCG, OPA, KKK ve suçiçeği aşılarıdır.

Ölü Aşılar • Ölü aşıların farklı türleri bulunmaktadır.

• Bir mikroorganizmanın tümünü öldürülmüş halde içeren aşılara tüm hücreli aşı, mikroorganizmanın yalnızca
belli kısımlarını içeren aşılara ise fraksiyone (alt birim) aşı denir.

• Tüm hücreli ölü aşılar kültür ortamında üretilen mikroorganizmanın ısı ya da kimyasal yöntemler kullanılarak öldürülmesiyle elde edilir.
Ülkemizde kullanılan Hepatit A aşısı ve inaktive polio aşısı bunun örnekleridir.

• Alt birim aşıları mikroorganizmanın tümünü değil yalnızca belli antijenik kısımlarını içerir. Alt birim aşılarını da subunit aşı ve toksoid aşı şeklinde
iki temel gruba bölmek mümkündür. Ülkemizde kullanılan Hepatit B, pnömokok, Hib, aselüler boğmaca ve risk gruplarına önerilen
meningokok ve grip aşıları subunit aşılarıdır.

• Toksoid aşılar ise toksini olan mikroorganizmaların toksinlerinin yapısı değiştirilerek toksik özellikleri yok edilmiş,
bağışıklık yanıtı oluşturacak özellikleri korunmuş halini içerirler. Difteri ve tetanoz aşıları toksoid aşılardır

 

 

KAYNAK: https://asi.saglik.gov.tr/genel-bilgiler/41-asi-turleri.html

232 total views, 1 views today

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.